ÇERKES-FED https://cerkesfed.org Çerkes Dernekleri Federasyonu Sun, 14 Dec 2025 16:36:02 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://cerkesfed.org/wp-content/uploads/2020/10/cropped-logo-cerkes-dernekleri-federasyonu-32x32.png ÇERKES-FED https://cerkesfed.org 32 32 108066576 İVERÖNÜ ÇERKES DERNEĞİ GENEL KURULU YAPILDI. https://cerkesfed.org/haberler/iveronu-cerkes-dernegi-genel-kurulu-yapildi-2/ https://cerkesfed.org/haberler/iveronu-cerkes-dernegi-genel-kurulu-yapildi-2/#respond Sun, 14 Dec 2025 16:36:02 +0000 https://cerkesfed.org/?p=16446

Federasyonumuz üye derneklerinden Erbaa İverönü Çerkes Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Olağan Genel Kurulu 14 Aralık 2025 Pazar günü 14.30-16.00 saatleri arasında dernek binasında yapıldı.

Genel kurul, Dernek Başkanı Sayın Yakup YAMAN’ın açılış konuşması ile başladı. Daha sonra genel kurul tebrik mesajları okundu. Akabinde Divan Başkanlığı seçinin (Başkan Yılmaz DÖNMEZ, Üye Hüseyin KOYUNCU, Ali GÜL) ardından genel kurula geçildi.

Genel kurul, sırası ile Şehitlerimiz için saygı duruşu, İstiklal Marşının okunması, Denetim ve Faaliyet Raporlarının okunması, müteakiben Dernek Yönetim ve Denetim Kurullarının seçimi ve dilek-temenniler bölümü şeklinde icra edildi.

2025 Yılı Genel Kurulunda Yönetim ve Denetim Kurulları şu şekilde oluştu.

YÖETİM KURULU ASİL LİSTE:

Yakup YAMAN (Başkan)

Berat KILINÇ

Mehmet ÖZEN

Salim TAŞLAR

Osman ÖZKAN

Mesut DENİZ

Mehmet KILINÇ

Halit ARSLAN

Nazmi TAŞAR

DENETLEME KURULU ASİLK LİSTE:

Murat AFACAN

Zafer BESLER

Hüseyin BESLER

Çerkes Dernekleri Federasyonu olarak daha önceki yönetim ve denetim kurullarında görev alan arkadaşlarımıza teşekkür ediyor yeni seçilin arkadaşlarımıza da başarılar diliyoruz.

ÇERKES DERNEKLERİ FEDERASYONU

]]>
https://cerkesfed.org/haberler/iveronu-cerkes-dernegi-genel-kurulu-yapildi-2/feed/ 0 16446
ÇERKES-FED 5. OLAĞAN GENEL KURUL DUYURUSU https://cerkesfed.org/haberler/federasyondan-haberler/cerkes-fed-5-olagan-genel-kurul-duyurusu/ https://cerkesfed.org/haberler/federasyondan-haberler/cerkes-fed-5-olagan-genel-kurul-duyurusu/#respond Sat, 13 Dec 2025 19:54:14 +0000 https://cerkesfed.org/?p=16443 Çerkes Dernekleri Federasyonu Bağlı Dernek Başkanları, Delegeleri, Üyeleri ve Çerkes kamuoyunun dikkatine.

Çerkes Dernekleri Federasyonu (ÇERKES-FED) 5. Olağan Genel Kurulu toplantısı  11 Ocak 2026  Pazar günü saat14.00’da aşağıdaki gündemle ÇERKES-FED Genel Merkezi, Büyükdere Caddesi Saadet Apartmanı No : 65, Kat : 6 Daire 11 Mecidiyeköy-İstanbul adresinde aşağıdaki gündemle yapılacaktır.

İlk toplantıda çoğunluk sağlanamaması halinde ikinci toplantı, çoğunluk aranmaksızın 25 Ocak 2026 Pazar günü saat: 13.00’da yine aynı adreste yapılacaktır.

  ÇERKES-FED 5. Olağan Genel Kurul Gündemi:

1- Yoklama ve Açılış.

2- Divan heyetinin teşekkülü.

3-Genel Başkanın açılış konuşması.

4- Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu, Mali Rapor ve Denetleme Kurulu Raporunun okunması.

5– Raporlar üzerinde görüşmeler.

6– Yönetim, Denetim ve Mali Raporun ibrası.

7– Yeni dönem yönetim ve denetim kurulu adaylarının belirlenmesi.

8Seçimin yapılması.

9– Yeni seçilen Yönetim Kurulunun genel kurula hitabı.

  1. Dilek ve temenniler

11– Kapanış.

ÇERKES DERNEKLERİ FEDERASYONU

]]>
https://cerkesfed.org/haberler/federasyondan-haberler/cerkes-fed-5-olagan-genel-kurul-duyurusu/feed/ 0 16443
ÇERKES FED BAŞKANI NUSRET BAŞ TUPTSOKO İÇİN KUMPİLOV’A MEKTUP YAZDI https://cerkesfed.org/haberler/federasyondan-haberler/cerkes-fed-baskani-nusret-bas-tuptsoko-icin-kumpilova-mektup-yazdi/ https://cerkesfed.org/haberler/federasyondan-haberler/cerkes-fed-baskani-nusret-bas-tuptsoko-icin-kumpilova-mektup-yazdi/#respond Tue, 02 Dec 2025 13:57:07 +0000 https://cerkesfed.org/?p=16439 Çerkes Dernekleri Federasyonu Başkanı Nusret Baş, kendisine karşı “aşırılıkçı” suçlamasıyla ceza davası açılan Gürcistan’da yaşayan Çerkes gazeteci ve aktivist Larisa Tuptsoko için Adıgey Cumhuriyeti Başkanı Murat Kumpilov’a bir mektup göndererek hakkındaki kovuşturmanın durdurulmasını istedi.
Nusret Baş’ın Rusça olarak gönderdiği mektubun tam çevirisi şöyle:

Sayın
Murat Kumpilov
Adıge Cumhuriyeti Başkanı
 
Sayın Başkan,
Çerkes diasporası olarak 160 yıldır kimliğimizi koruma ve yaşatma mücadelesi veriyoruz. Bu süreçte bizi ayakta tutan ve tutmaya devam eden, tarihi anavatanımızda soyumuzu ve kültürümüzü koruyan insanların varlığı ile kültürel üretimin bir şekilde devam ediyor olmasıdır. Anavatandan bize ulaşan ve kültürümüzün yankılarını taşıyan her ses, her metin, her dost sima, yaşam enerjimizi yükseltti. Bu etkileşim, kültürümüzle daha da özdeşleşmemize katkıda bulundu ve köklerimizi koruma arzumuzu güçlendirdi.

Bize ulaşan bu seslerden biri de, yerleşik olduğu Tiflis’te Çerkes kültürünü incelemeye ve desteklemeye yönelik çalışmalar yapan Larisa Tuptsoko idi. Diaspora temsilcileri olarak, kültürümüz yararına yürüttüğü faaliyetleri büyük ilgiyle takip ettik ve ondan çok şey öğrendik.

Ancak son zamanlarda öğrendiğimiz haberler bizi derinden endişelendirdi. Bu değerli kültür insanına karşı 31 Ekim 2025 tarihinde düzmece suçlamalarla bir ceza davası açıldı. Hakkında başlatılan adli süreçten, hem kendi açıklamalarından hem de Adıge toplum önderleri tarafından kaleme alınmış, genel kamuoyuna açıklanmış ve size hitaben yazılmış mektuptan haberdar olduk. Tüm bu açıklamaları bir araya getirdiğimizde, yürütülen soruşturmanın yasal dayanağı olmadığına ikna olduk.

Sayın Başkan,
Çerkes kültürünün kolay olmayan zamanlar geçirdiği bir dönemde, emeğini bu kültüre vermiş Larisa Tuptsoko gibi değerlerimizin özel koruma ve destek görmesi gerekirken, onlara biçilen bu kader bizi ciddi bir umutsuzluğa sürüklemektedir.

Adıge Cumhuriyeti’nin büyüklüğünün, insan haklarına saygı ve adaletin tesisine dayandığı kuşkusuz bir gerçektir. Zira adaletin ve insan haklarına saygının olmadığı yerde yalnızca keyfilik/adaletsizlik hüküm sürer; keyfiliğin hüküm sürdüğü yerde ise ne huzur olabilir, ne de ulusal kültürün gelişimine yönelik üretim.

Sayın Başkan,
Biz, gözbebeğimiz olarak gördüğümüz Adıge Cumhuriyeti’nde, sizin girişiminizle adaletin galip geleceğine inanıyoruz.

Yukarıda belirtilenler ışığında, saygılarımızla bu konuyu şahsi kontrolünüze almanızı, Larisa Tuptsoko’ya yönelik asılsız cezai kovuşturmanın en kısa sürede durdurulmasını, üzerindeki baskının kaldırılmasını ve çalışmalarına devam edebileceği koşulların sağlanmasını rica ediyoruz.
Saygılarımızla,

Dr. Nusret Baş
Çerkes Dernekleri Federasyonu Başkanı”

]]>
https://cerkesfed.org/haberler/federasyondan-haberler/cerkes-fed-baskani-nusret-bas-tuptsoko-icin-kumpilova-mektup-yazdi/feed/ 0 16439
ABHAZ-ADIGE AHLAK SİSTEMİNİN DÖRT TEMEL BİLEŞENİ https://cerkesfed.org/yazarlar/erol-karayel/zihinsel-kodlarimiz-ve-toplumsal-pratiklerimiz/ https://cerkesfed.org/yazarlar/erol-karayel/zihinsel-kodlarimiz-ve-toplumsal-pratiklerimiz/#comments Wed, 19 Nov 2025 18:38:57 +0000 https://cerkesfed.org/?p=16415
EROL KARAYEL

Abhaz ve Adıge halklarının bin yıllara dayanan kendine özgü ahlaki normları ve toplumsal pratikleri, bu kültürle yetişen kişilerin düşünce ve davranışlarına derinden işlemiştir. Bu kültürel kodlar, bireyin sosyal etkileşimlerine otomatik olarak yansımakta ve oluşturduğu farklılık, kültürü hiç tanımayan insanlar tarafından dahi hemen ayırt edilebilmektedir. Bu nedenledir ki, farklı ortamlarda kısa süre bulunan her Abhaz/Adıge, yeni tanıştığı insanların şu değişmeyen sorusuyla sıkça karşılaşır: “Afedersiniz, siz hangi millettensiniz?” veya doğrudan “Siz Çerkes misiniz?”

Peki, bu farkındalığı ortaya çıkaran dışavurumlarımızın kaynağı nedir?

İşte bu kışkırtıcı sorunun peşine düşerek, konuya dair mevcut açıklamalar ve akademik yayınlardan ulaşabildiklerimi inceledim.

Halk tabanında yaşlılarımız ve kültürel birikimine güvenen soydaşlarımız, ana dillerinde pek çok kavramı (khiabze, apsuara, auayura, asasyura, aşara, ayhabıra, tahmata, abırg, apşara, alöyşa, aüjlara vb.) zikrederek bunları yorumluyor ve konuya ilişkin değerli açıklamalarda bulunuyorlar. Adıge kardeşlerimiz de bu kavramların kendi dillerindeki karşılıklarını kullanarak benzer katkılar sunuyorlar. Ancak biraz detaylara inilmek istendiğinde, kavramların birbirinin içine girdiği, aralarındaki sınırların belirsizleştiği ve aktarıcıların bilgi birikimlerini her zaman tutarlı şekilde temellendiremediği görülüyor.

Benzer şekilde, yazılı kaynaklarda pek çok değerli çalışma bulunmakla birlikte, aydınlarımızın çoğunun -emin olamadıkları için olmalı- konuyu ham halde bırakarak net bir çerçeveye oturtmaktan kaçındıklarını veya önerdikleri kategorizasyonlarda mutabakat sağlayamadıklarını gözlemliyoruz.

Örneğin misafirperverlik ve yaşlılara saygı pratikleri kültürümüzde önemli bir yer tutuyor. Ancak bunları kategorik raflarına yerleştirmeye kalktığımızda karşımıza çıkan sorular net bir cevap bulamıyor: Bu bir Kiabze/Khiabze midir, Apsuara/Adiyaga’nın bir normu mudur, Auayura/Ts’ihuge’ye mi dahildir, yoksa bağımsız bir temel ilke midir?

“Hepsini kapsar” denildiğinde ise -aşağıda detaylıca ele alacağımız Apsuara/ Adiyaga, Kiabze/ Khiabze, Auayura/ Ts’ihuge, Alamıs/ Nemıs gibi- kavramları birbirinden ayıran nüanslar yokmuş gibi oluyor. Yani temel bir yanılsama içindeyiz de aslında hepsi aynı kavramın farklı ifade biçimleri mi?

Tabii ki değil ama her halükarda alanda belirgin bir kavram karmaşasının olduğu açık. Ancak şu da bir gerçek ki, bağlantıları tam olarak tanımlanmamış olsa da, Abaza/Adıge toplumu bütün bu kavramlara derinden değer vermiş ve -her ne kadar aşınmış olsa da- bu düşünce tarzını ve uygulamalarını yaşatarak günümüze taşımayı başarmıştır. Çünkü her kişi, refleksif olarak içinde yetiştiği toplumun kodlarını zihninde taşır. Sonra bu zihinsel kodlar düşüncemize yön verir ama biz bu yönlendirmenin farkında bile olmayabiliriz.

Ciddi bir endişe sebebidir ki, bu kültürün devir tesliminin yapıldığı ortamlar hızla yok oluyor. Toplumsal yaşam alanlarımızın neredeyse tamamen dağılması, yeni nesillerin bu düşünce ve ritüellere yeterince maruz kalmaması ve baskın dış etkiler nedeniyle doğal aktarım zinciri hemen hemen kopmuş durumda.

***

İşin diğer vahim boyutu ise, birkaç araştırmacının “son şahitlerden” yaptığı kıymetli derlemelerin folklorik bir merak nesnesi olarak raflarda tozlanmaya terkedilmesidir. Bu kaynaklardan da faydalanarak bir kültürel canlandırma faaliyeti neredeyse yok denecek düzeyde. Oysa bu değerlerin yaşamımızdan çıkmaması için teknolojinin getirdiği imkânlardan da faydalanarak yeni formatlarla genç nesillere aktarılması elzemdir. Ancak bu şekilde bizi biz yapan, bizi farklı kılan kimliğimizi ve varoluşsal özümüzü geleceğe taşıyabiliriz.

Bu yolda atılacak ilk adım, kavramlar dünyamızı kaostan kurtarıp kozmosa (düzene) kavuşturmak ve içlerini tutarlı şekilde doldurmaktır. Böylece sınırlarını netleştirerek kavramlar arası ilişkiler haritasını ortaya çıkarmamız mümkün olabilir. Anlaşılır ve cazip bir veri havuzu oluşturmalıyız ki, sosyal bilimcilerin, sanatçıların, aydınların, bilgi ve eğlence sektörüne içerik üretenlerin dikkatini konumuza çekip, kendilerinden yeniden diriliş çabamızda bize basamak olabilecek katkılar alabilelim.

***

Biz bu çalışmamızda, Abhaz ve Adıgeleri diğer toplumlardan ayıran değerlerin hem zihinsel (felsefi-ahlaki) hem de pratik (davranışsal-ritüel) yansımalarını irdeleyip, kavramları yerli yerine oturtmaya çalışacak; sonra da oluşturdukları sistemi görünür ve daha kolay anlaşılır hale getirmeye çalışacağız. Tabii çıkacak tablo bizim dokümanlardan anladığımızdır, bizim tasnifimizdir. Nihai hal olmayabilir. Yeni bulgularla farklı değerlendirmelere ulaşırsak elbette revizyona açık olacağız. Amacımız konuyu gündeme taşıyarak tartışmaya açmak, mümkünse farklı katkılar almaktır.

***

Konuya dair anlatılar ve akademik araştırmalar dikkatle incelendiğinde, dört ana kavramın merkezi öneme sahip olduğu görülüyor:

Apsuara/Adiyaga (Abazalık/Adıgelik),

Auayura/ Ts’ihuge (İnsanlık),

Alamıs/Nemıs (Vicdan) ve

Kiabze/Khiabze (Görgü Kuralları).

Girişte parantez içinde andığımız diğer tüm kavramlar da bu ana başlıklar altında sınıflandırılabilir.

Her biri farklı işlevlere sahip olan bu kavramlar birlikte Abhaz/Adıge kimliğinin ve toplumsal düzeninin temelini oluşturmaktadır. Şimdi bunları tek tek ele alıp aralarındaki farkları ve ilişkileri ortaya koymaya çalışalım.

  1. APSUARA/ADIYAGA: KOLEKTİF KİMLİĞİN VAROLUŞSAL ŞEMSİYESİ

Apsuara/Adiyaga, bireysel ve toplumsal ilişkilerimize kaynaklık eden temel etik normları içerir. Kelimelerin sözlük anlamı “Abazalık/Adıgelik” olup, bu etik ilkeler Abhazların/Adıgelerin kolektif bilincini, “biz olma” bilincini inşa eder ve toplumsal hafızanın belirli bir formatta nesiller arası aktarımını sağlar.

Abhaz akademisyen İnal-ipa Şalva’ya göre Apsuara, “Abhaz ulusal yaşam sistemi”dir ve “Onsuz Abhaz olunamaz.” Adıge akademisyen Bğajnoko Barasbiy ise Adigağa’yı “Adıgelerin manevi ve ahlaki kültürü” olarak tanımlar. Bu vurgular, kavramlardaki “varoluşsal bağa” işaret etmektedir. Yani Abazaları Abaza, Adıgeleri Adıge yapan temel değerler bu sistemde somutlaşır.

Konuyla ilgili yapılan araştırmalarda özellikle Abazalar tarafından Apsuaraya dahil edilen yirmiye yakın ilke bulunmaktadır. Bu çeşitliliğin temel nedeni, kavramları birbirinden ayırt edici kriterlerin net şekilde belirlenmemiş olmasıdır. Benim cüret ederek tespit ettiğim ayırt edici kriterlere göre, bu ilkelerin bir kısmı Apsuara kategorisi içinde değerlendirilemez.

Ben bu kategoride temel olarak şu ilkeleri görmekteyim:

– Saygı – Kendine (onur), insanlara ve doğaya saygı.

– Cesaret/Şövalyelik – Canını feda etme pahasına her zaman doğru ve haklının yanında olmak, zulmün ve zalimin karşısında tavır almak, kendisine sığınana sahip çıkmak.

– Bilgelik – Akla ve tecrübeye önem vermek.

– Diğerkâmlık – İhtiyacı olanı görüp, o yardım istemeden yardımcı olmak.

– Toplumsallık – Münzevileşerek toplumdan kopmamak

– Denge Duygusu – Duygulara hakim olma iradesi.

Apsuara ağacın kökleri, bu ilkeler ağacın topraktan aldığı besinler gibi, sistemi besleyen temel değerlerdir.

Bunların açılımlarını başka yazılarımızda ele almaya çalışacağız.

  1. AUAYURA/TS’İHUGE: İÇSEL AHLAKIN VE EVRENSEL İNSANLIK İDEALİNİN PUSULASI

Auayura/Ts’ihuge, “insanlık” anlamına gelen ve kişiyi evrensel ahlak düzeyinde tutan motivasyonel bir kavramdır. Apsuara/Adiyaga’nın önerdiği etik düzen, insanı diğer varlıklardan ayıran insanlık özünün gözetilmesini ve yitirilmemesini emreder. Yani, Apsuara’nın tanımladığı “biz”in, evrensel “insan” olma haline nasıl dönüştüğünü gösterir.  Bu kavram, tüm insani değerlerle derin bağ kurar.

“Ts’ihuge” kavramı Barasbi Bğajnoko’nun “Adıge Etiği” adlı eserinde “sevgi” ile ilişkilendirilir ve tüm insanlara sevgi duyulmasını öngörür. Y.V. Çesnov’un çalışmalarında belirttiği gibi, Auayura “nesilden nesile aktarılan bir emir” olarak kabul görmüştür.

Auayura/Ts’ihuge diğer tüm erdemleri insanlık değerleriyle denetleyen, dengeleyen bir ilkedir. Bu ilke, “cesaret” gibi temel erdemlerin bile ancak insanlık değeriyle birlikte anlam kazandığını vurgular. Örneğin, zalimin göstereceği cesaret makbul değildir. Gücü, merhametle yoğurmak gerekir.  “İnsanlıktan yoksun cesaret onursuzdur” özdeyişi, bu ilkenin diğer erdemlerle olan organik bağını gösterir. Auayura/Ts’ihuge olmadan diğer değerler yalnızca kuraldır; kurallar Auayura/Ts’ihuge ile ruha kavuşur. Köklerden (Apsuara) gelen kimliksel gücü, dallara (Kiabze) taşıyan, ona yön ve form veren gövdedir. Auayura olmadan, Apsuara dar bir milliyetçiliğe, Kiabze ise anlamsız bir ritüele dönüşebilir. Auayura/Ts’ihuge, düzeni, “yaşama anlam katan manevi kaynak” haline getirir.

Sevecenlik, empati, merhamet, özveri, topluma adanmışlık, yaşamın kutsallığına saygı gibi hasletleri içerir. Abazalarda birinin “Gerçek insan!” olarak tanımlanması en büyük övgü sayılır.

  1. ALAMIS/NEMIS: VİCDANİ DENETİM VE İÇSEL SORGULAMA MEKANİZMASI

Alamıs/Nemıs’ın en önde gelen anlamı “vicdan”dır. Vicdan, kişinin kendi tutum ve eylemlerini değerlendirme yetisidir. Alamıs, toplumsal yaptırımdan çok kişinin kendi vicdanı tarafından denetlenmesi, onurunu muhafaza etmesidir. Yani  içsel özdenetim mekanizmadır.

Alamıs/Nemıs’ın hem içsel hem de dışsal boyutları vardır. Utanç ve pişmanlık bilinci, dayanıklılık ve sabır, samimiyet ve gayret, kimse görmediğinde dahi doğruyu yapma iradesi, bütün canlılara merhamet içsel boyutlarını oluşturur. Dışsal boyutu ise bu değerlerin somut olarak günlük davranışlarda gözlemlenebilmesidir. Örneğin vicdanı ve onuru (Alamıs/Nemıs) olan vatanına sadakat gösterir, vicdanı ve onuru olan dostlarına özverili olur, vicdanı ve onuru olan güçsüzlere şefkat gösterir, vicdanı ve onuru olan ezilenlere cömerttir, v.b.

Toplumsal normları, kişinin içselleştirip özümseyerek bir “onur” meselesi haline getirmesini sağlar. Çesnov’un saha araştırmalarında tespit ettiği ortaklaşılan bir yargı, Alamıs’ını kaybeden kişinin “yaşayan ölü” kabul edildiğidir. “Abhaz’ın ölümü kendi vicdanındadır” sözü de, bu kavramın bireysel ve toplumsal hayattaki ağırlığını ortaya koymaktadır.

Alamıs, Apsuara/Adiyaga’nın içselleşmiş biçimi; Auayura/Ts’higue’nın ise vicdani temeli olarak görünmektedir.

Ağaç metaforundan devam edersek, ağacın özsuyu gibidir. Gövdedeki (Auayura/Ts’higue) ahlaki ilkeleri ve köklerdeki (Apsuara) kimliksel değerleri alarak en uçtaki dallara ve yapraklara (Kiabze/Khiabze) iletir, onları canlı tutar. Alamıs/Nemıs olmadan Auayura/Ts’hgue sıcaklığını kaybeder, Kiabze/Khiabze ise samimiyetsiz bir gösteriye dönüşür.

  1. KİABZE/KHİABZE: GÜNLÜK PRATİKLER VE DAVRANIŞSAL TEZAHÜRLER

Kiabze/Khiabze ahlaki düzenin somut, davranışsal tezahürüdür. Bğajnoko Barasbiy, Konfüçyüs’ün “Ritüelsiz saygı, kargaşaya yol açar” sözünü aktararak Khiabze’nin işlevine işaret eder. Kiabze/Khiabze,  Alamıs/Nemıs ve Auayura/Ts’ihuge gibi soyut değerlerin, Apsuara/Adigağa ilkeleri bağlamında gündelik ritüellere, eyleme ve görgü kurallarına dönüş dönüşmüş halidir.

Selamlaşma, ayağa kalkarak saygı göstermek, yaşlıları gözetmek, misafirperverlik, haddini bilmek yani ölçülü olmak (konuşma adabını bilmek; örneğin söz kesmemek) gibi şekillerde tezahür eder.

Ağacın dalları ve yaprakları gibidir. Köklerin (Apsuara/Adiyaga), gövdenin (Auayura/Ts’higue) ve özsuyunun (Alamıs/Nemıs) sağladığı hayatı dışa vurur. Kiabze/Khiabze olmadan, diğer tüm kavramlar soyut bir fikir olarak kalır, somut bir karşılık bulamaz.

DÖRT KAVRAMIN BİRBİRİYLE OLAN BAĞI

Her katman diğerine derinden bağlıdır ve aralarında hiyerarşi kurmanın doğru olmayacağını düşünüyorum.

Bu dört bileşen, bir ağacın birbiriyle sürekli alışveriş içinde olan parçaları gibi çalışır.

Düzenlediğim şu görsel aralarındaki bağı sanırım resmeder.

– Kiabze/Khiabze olmadan Apsuara/Adiyaga soyut bir ideal olarak kalır
– Alamıs/Nemıs olmadan Auayura/Ts’ihuge eylemsiz bir duyguya dönüşür
– Auayura/Ts’ihuge olmadan Kiabze/Khiabze şeklî bir ritüelden ibaret kalır
– Apsuara/Adiyaga olmadan tüm sistem anlamsız ve köksüz kalır
Hepsi birlikte, Abhaz/Adıge kültüründe ahlakın ruhtan davranışa, duygudan ritüele uzanan eksiksiz ve tutarlı yapısını oluştururlar.

Gerçek hayattan örnek verirsek:

Bir yaşlıya yer vermek (Kiabze/Khabze), yalnızca bir kural değildir. Onun arkasında, yaşa saygı (Apsuara/Adigağa), insana değer verme (Auayura/Ts’hugue) ve kişinin bunu içsel bir sorumluluk olarak hissetmesi (Alamıs/Nemıs) yatar.

Yine bir misafiri ağırlamak (Kiabze/Khiabze), Adıge/Abhaz kimliğinin bir gereğidir (Apsuara/Adıyaga), insanlığa sunulan bir hizmettir (Auayura/Ts’hugue) ve gösteriş için değil, içten gelen bir sorumlulukla (Alamıs/Nemıs) yapılır.

Bu model, kavram karmaşasını çözmek için bir araçtır. Amacım, bu organik bütünlüğü nüanslarıyla vurgulayarak, kavramlarımızın üst düzeyde incelikli, kültürel mirasımızın canlı, birbiriyle bağlantılı ve derin bir sistem olduğunu göstermek ve bu değerleri geleceğe taşımak için daha anlaşılır bir zemin sunmaktır.

Sonsöz

Abaza/Adıge ahlak sistemi, kökleri, gövdesi, özsuyu ve dallarıyla bir bütün olan ve birbiriyle uyumlu organik bir yapıdır. Bu sistemin ayırt edici özelliği, teorik prensiplerle pratik davranışlar arasında kurduğu güçlü ve organik bağdır.

Ancak modern dönemde bu sistemin varlığını sürdürebilmesi ve fonksiyonelliğini koruyabilmesi için:

Geleneksel değerlerin özünü koruyarak modern yaşama adapte edilmesi,

Genç kuşaklara anlamlı, cazip ve erişilebilir şekilde aktarılması,

Kurumsal destek mekanizmalarının etkin şekilde güçlendirilmesi,

Kültürel sürekliliği sağlayacak yenilikçi öğretim model ve politikaların geliştirilmesi gerekmektedir.

Nihayetinde, Apsuara/Adiyaga, Auayura/Ts’ihuge, Alamıs/Nemıs ve Kiabze/Khiabze’nin oluşturduğu bu bütünleşik sistem, sadece halkımızın geçmişini değil, aynı zamanda kimliğini koruyarak geleceğe uyum sağlama kapasitesini de belirleyecektir.

Bu sistemi anlamak ve yaşatmak, sadece kültürel bir mirası korumanın ötesinde, insani değerler evrenine yapılmış değerli bir katkıyı da sürdürmek anlamına gelmektedir.

————————-

Kaynakça:

– İnal-ipa, Ş.D., “Abhaz Halkının Kuralları ‘Apsuara’ üzerine İnceleme”,Apsuara Materyalleri ve İncelenmesi, Sohum-2014
– Çesnov, Y.V., “Geleneksel Abhaz Davranışlarında Ahlaki Değerler”,Moskova-1984
– Bganba, Vitaly, “Abhaz Felsefesinin Temelleri”, Sohum-2005)
– Kuprava, A.E., “Geleneksel Kültür Sorunları-Abhazlar’da Yaşlılara Saygı”, Apsuara Materyalleri, Sohum-2014
– Dakokhova-Kharatokova, M.G. ve Arkhagov, M.Ş., “Abazin Etiği”, Cherkessk-2021
– Bğajnokov, Barasbi, “Adıge Etiği”, Nalçik-1986
– Sputnik Abhazya, “Abhazya’nın gelenek ve görenekleri”, 2014
– Sputnik Abhazya, “Kuprava, A.E. makalesi”, 2016
– “Abhaz geleneksel kültürü ve manevi özü – Apsuara”, Abhazya Cumhuriyeti Ticaret ve Sanayi Odası, 25.10.2018, tppra.org
– “Abhazya’da selamlaşma ve iltifat biçimleri”, Abhazya Cumhuriyeti Ticaret ve Sanayi Odası, 19.01.2016, tppra.org
– Etnografya, Abaza Kongresi, abaza.org
– “Abhazya Kültürü”, abkhazworld.com
– Adyghe Khabze maddesi, Vikipedi
– Khunagov,Rashid; Shaov, Asfar; Lyausheva Svetlana; Nekhaı, Vyacheslav,  Kuzey Kafkasya’da Etnik Evrimin Bir Faktörü Olarak Etnik Hoşgörü/Hoşgörüsüzlük İkiliği İçerisinde Geleneksel Adıge Yargı Kalıpları, Central Asian Survey, Cilt:17, Sayı:3, Yıl: 2016.

]]>
https://cerkesfed.org/yazarlar/erol-karayel/zihinsel-kodlarimiz-ve-toplumsal-pratiklerimiz/feed/ 1 16415
TUPTSOKO’YA YAPILAN BASKIYA KARŞI ÇIKANLARA DA BASKI https://cerkesfed.org/haberler/kafkasya-haberleri/tuptsokoya-baskiya-karsi-cikanlara-da-baski/ https://cerkesfed.org/haberler/kafkasya-haberleri/tuptsokoya-baskiya-karsi-cikanlara-da-baski/#respond Fri, 14 Nov 2025 12:55:44 +0000 https://cerkesfed.org/?p=16410 Bir süre önce “aşırılıkçı” suçlamasıyla kendisine düzmece bir ceza davası açılan Gürcistan’da yaşayan Çerkes gazeteci ve aktivist Larisa Tuptsoko’ya sahip  Çerkes aydınlar da kolluk kuvvetlerinin baskısına maruz bırakılıyor.

Yapılanları sineye çekmeyen imzacı aydınlar,  baskıları Kabardey Balkar Cumhuriyet Savcılığı’na şikayet etti.
Şikayet metninin tam tercümesi şöyle:
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Savcılığı’na
Larisa Tuptsoko’ya Savunan Toplu Dilekçenin İmzacılarına Yönelik Baskılar Hakkında
ŞİKAYET
Aşağıda imzası bulunan bizler, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti kolluk kuvvetleri tarafından federal mevzuatın ve vatandaşların anayasal haklarının ihlal edilmesi hakkında şikayette bulunmak için size başvuruyoruz.
31 Ekim 2025 tarihinde, hakkında ceza davası açılan vatandaş Larisa Tuptsoko’ya yönelik asılsız cezai kovuşturmasının durdurulması talebiyle Adigey Cumhuriyeti Devlet Başkanı’na bir toplu dilekçe gönderdik.
Dilekçesinin kopyaları ayrıca Adigey Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı’na, Adigey Cumhuriyeti İnsan Hakları Komiseri’ne ve Adigey Cumhuriyeti Devlet Duması milletvekillerine de gönderildi.
İlgili dilekçe, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti, Adigey Cumhuriyeti, Krasnodar Krayı ve Karadeniz Şapsığya’sından halk temsilcileri tarafından imzalandı.
Son günlerde, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’ndeki kolluk kuvvetleri, toplu başvuru dilekçesini imzalayanları arayarak, imzaladıkları dilekçe hakkında açıklama yapmalarını talep etmeye başladı.
Görüşme sırasında, Larisa Tuptsoko ile tanışıklıkları, aşırılıkçı bir örgütteki faaliyetleri hakkında bilgileri, başvuru dilekçesini imzalama nedenleri ve bu başvuruyu önerenlerin kim olduğu hakkında sorular soruldu. Diğer imzacıların iletişim numaraları da alındı.
Kolluk kuvvetlerinin bu eylemleri, vatandaşların anayasal haklarını ve Rusya Federasyonu federal yasa hükümlerini ağır bir şekilde ihlal etmektedir.
Özellikle:
– Rusya Federasyonu Anayasası’nın, vatandaşların şahsen dilekçe verme ve devlet kurumlarına ve yerel yönetimlere bireysel ve toplu dilekçe gönderme hakkını güvence altına alan 33. Maddesi de buna dahildir.
– 2 Mayıs 2006 tarihli ve 59-FZ sayılı “Rusya Federasyonu Vatandaşlarının İtirazlarının İncelenmesi Usulü Hakkında” Federal Yasa’nın 6. Maddesi, vatandaşların devlet kurumlarına, yerel yönetimlere veya yetkililere faaliyetlerini eleştirmek veya haklarını, özgürlüklerini ve meşru çıkarlarını geri kazandırmak veya korumak amacıyla dilekçe vermeleri halinde kovuşturulmasını yasaklamaktadır.
Dolayısıyla, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’ndeki kolluk kuvvetleri, hukuka aykırı eylemleriyle vatandaşların anayasal dilekçe verme haklarını kullanmalarını engellemektedir ve bu durum, yasal kamu faaliyetlerinin engellenmesi olarak nitelendirilmelidir.
İmzacılar üzerindeki baskının yalnızca bizim cumhuriyetimizde (Kabardey-Balkar) gerçekleştiğini lütfen unutmayın.
Benzer bir durumun Kasım 2023’te, Kabardey-Balkar Beşeri Bilimler Enstitüsü bilim insanlarına yönelik haksız zulmün durdurulması için Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Başkanı’na yapılan toplu başvurunun imzacılarının soruşturma makamlarına çağrıldığı sırada da yaşandığını belirtmekte fayda var. Ancak soruşturmacılar, başvurunun özüyle değil, hazırlanması ve sunulmasının organizasyonel yönleriyle ilgilendiler.
Tüm bu bilgilerden hareketle, bu şikayette belirtilen gerçeklerin kapsamlı bir şekilde araştırılmasını ve Larisa Tuptsoko’yu savunan dilekçeyi imzalayan vatandaşların haklarının korunmasını talep ediyoruz.
Soruşturmanın sonuçlarının ardından, yasanın belirlediği süre içinde yazılı bir yanıt talep ediyoruz.
Saygılarımızla,
Marx ŞAKHMURZOV – Rusya Siyasi Baskı Mağdurları Derneği Kabardey-Balkar Şubesi Başkanı
Muzarib BZHAKHOV – Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Onurlu Mimarı
Kazbek MAMIKOV – Şair, Toplum Figürü
Ismel MESHEV – Toplum Figürü
Valery HATAJUKOV – Kabardey-Balkar Bölgesel İnsan Hakları Merkezi Başkanı
Zaurbek KOZHEV – Tarih Doktoru
Mukhamed BERKHAMOV – Toplum Figürü
Alik ŞAŞEV – Toplum Figürü
Zaudin TOKOV – Sanatçı
Alim PSHIBIEV – Gazeteci, “Made in KBC” Kanalı Genel Yayın Yönetmeni
_________________
]]>
https://cerkesfed.org/haberler/kafkasya-haberleri/tuptsokoya-baskiya-karsi-cikanlara-da-baski/feed/ 0 16410
HAKURATELER’İN SONU https://cerkesfed.org/yazarlar/mustafa-saadet/hakuratelerin-sonu/ https://cerkesfed.org/yazarlar/mustafa-saadet/hakuratelerin-sonu/#respond Wed, 29 Oct 2025 22:09:33 +0000 https://cerkesfed.org/?p=16403
MUSTAFA SAADET (YEŞ’I)

İnsanlara en faydalı hayvan cinsi Atlardır. Çok temiz ve asildir hayvanlar. İnsanlar onlara çok değer vermiş. At etini yemedikleri gibi,  çok küçük bir kesim dışında sütünü bile içmezler. Sütü sağlıklı büyümesi için yavrularına bırakırlar. Atlar iki türlü kullanılır:

1-Koşum atları

2-Koşu atları

Yazımda koşu atları hakkında bildiklerimi nakletmeye çalışacağım.

Koşu atları diğer cinslerine göre daha zarif ve ince yapılıdır. Beyaz ve siyaha yakın lacivert bir renkleri vardır. Beyaz renklilere kırat, Çerkescesi “P’ceğal”dir . Diğer renkli olana da p’ceğapl denir. Çok eskiden beri insanlığın hizmetinde olan koşu atlarının bir ırkı vardır ki, onu seven ve ırkının kaybolmaya yüz tutmasına dayanamayan ve bugün kaybolmuş olan HAKURATELER’dir. Hakurate atları çok hızlı koşmaları nedeniyle “Uçan atlar”  olarak isimlendirilir. Tabii ki atlar uçmazlar ama bu ünvanı hak etmişlerdir.

Motorlu araçların artması ile haberleşme ve ulaşımda koşu atlarının; tarımda ve taşımacılıkta da koşum atlarının rolü çok azalmış ve koşu atları sportif müsabakalarda ve konkurhipiklerde rolünü muhafaza etmiştir. İkinci cihan harbine kadar süvari sınıfı tarafından kullanılan atların yerini de tanklar almıştır.

Enteresan olan Çerkesler ile Hakurateler arasında oluşan sevgi bağıdır. O kadar ki, güzel bir hakurate gören Çerkes bu atı satın alır, mümkün olmaz ise çalardı. Bu nedenle çoğu yerde Çerkesler at hırsızı olarak nitelendirilmiştir.

Ruslarla yapılan harpler sonucu mağlup olan Çerkesler anavatanları olan Kafkasyadan 1959-1964 yılları arasında soykırıma uğratılarak sürülmüşledir. Bir kısmı ilk göçler sırasında Balkanlara, Varna  civarına yerleştirilmişlerdir. Göç sırasında çok sevdikleri Hakurateleri de yanlarında götürmüşlerdir. Varna vilayetinin vali paşası at yetiştiriciliğini teşvik etmiş ve Hakurate  atlarının yetiştirilmesi ve ordunun  süvari bölümünde kullanılmasında  önemli girişimlerde bulunmuştur. Yine vali paşanın gayreti ile her yıl at yarışları düzenlenmeye başlamıştır.

Çocukluğumda, Kafkasya doğumlu ve balkanların Varna /Şumnu bölgesinde 18 yıl kaldıklarını anlatan bir ninemiz (Tavhan nine) Hakurate’lerin çok  hisli hayvanlar olduğunu, yarışta geçilmeleri halinde çatladıklarını  (zegowtı), bir yarışta vali paşanın  atının geçilmesi üzerine atının çatladığını, paşanın buna çok üzülmesi üzerine  dedemin babası İshak Hoca’nın yarışı kazanan atını vali paşaya hediye ettiğini  rivayet etmişti.

1976 yılında Osmanlı-Rus harbinin (93 Harbi) sonunda  Ayastefonos’a (Şimdiki Yeşilköy’e ) kadar gelen Rus ordusundan kaçan halkın arasında bulunan Çerkeslerin bir kısmı  Bilecik/Bozüyük Poyra köyünde iskan edilmişlerdir.

Ye-şı (Azgın at) anlamındaki sülale isminin ifade ettiği gibi at terbiyesi ile ilgilenen dedem Çanakkale gazisi  Hamit Çavuş koşu atı yetiştiriciliğine çok meraklı idi. Çocukluğumda 1950’li yıllarında koşu atları besler mahalli koşulara (İnönü koşularına ) katılırdı. Atların koşuya hazırlanışı (antrenmanlarının yapılış şekli) şöyle idi. Önce bir Çerkes ata sözünü hatırlatacağım: “şım yığış, hajım yığiy, l’ım, yıpşıguş”. Türkçesi: “Atın 3’ncü, köpeğin 7’nci, erkeğin 30’ncu yılı en verimli çağıdır” der. Onun  için atların 2. yaşında antrenmanlarına başlanırdı.

Antrenman iki safhadan oluşurdu.  At 2 yaşında iken düz bir araziye ortaya bir kazık çakılarak atın boynuna takılan bir halkaya 100 metre uzunluğunda bir ip bağlanırdı. Böylece 100 metre yarıçaplı bir dairede at koşturulurdu. antrenman sabah saatlerinde yapılır seyis olarak de 14-15  yaş arasındaki gençler kullanılırdı ve bu 6 ay kadar devam ederdi. Sonra yine düz bir arazide sabanla daire şeklinde çizilen  takriben 2000 metre uzunluğunda bir yerde bu defa 20-30 yaş aralığındaki seyisler tarafından atın koşuya hazırlığı tamamlanırdı, bu 2. antrenman kısmı da 6 ay kadar sürer ve koşu atı da en verimli yaşı olan 3 yaşına geldiğinden artık yarışlara katılırdı.

Daha sonraları mahalli koşular da yapılmaz oldu, at yetiştiriciliği de tarihe karıştı ve Hakurate atları da  bu bölgede Çerkeslerle birlikte tarihe karıştı.

Kafkasya’dan sürülenlerin bir kısmı ise  Kayseri/Uzunyayla bölgesine yerleştirildi, Burada iskan edilen Çerkesler Hakurateler’in neslini devam ettirdi ve uzun süre Türk ordusunun Süvari bölümüne at yetiştirdi. 30 Ağustos zaferinden sonra kaçan Yunan ordusunun toparlanmadan denize dökülmesine kadar Fahrettin Paşa komutasındaki süvari kolordusu tarafından yapılan yakın ve başarıl takip  hakurate atları ile gerçekleştirildi.   2. Dünya savaşı ile süvarilerin yerini tanklar alıp ordularda süvari sınıfı kaldırıldığından at yetiştiriciliği de bitmiş ve Anadolu topraklarında hakurate ırkı da yok olmuştur.

Günümüzde, kısa mesafe koşularında Arap atlarının, uzun mesafe koşularında İngiliz atlarının  adı geçmektedir. Hakuratelerin ise ismi bile unutulmuştur.

Duyduğuma göre,  Abhazya’da bir çiftlikte  hakurate cinsinin kaybolmaması için üretilmesine çalışılır iken, Abhaz-Gürcü harbinin başlaması üzerine atlar Kabartay bölgesine nakledilmiş. Ama işin aslını bilmiyorum doğrusu, bu sadece bir duyum. Bu konuda ve bu at ırkının diğer ülkelerde ve Türkiye’de bulunup bulunmadığı hakkında da bir bilgim yok. Bilgisi olanların veya yazdıklarımda eksik-fazla görenler bilgilerini benimle de paylaşırlarsa sevinirim.

]]>
https://cerkesfed.org/yazarlar/mustafa-saadet/hakuratelerin-sonu/feed/ 0 16403
ÇERKES GAZETECİ LARİSA TUPTSOKO’YA SAHTE WEB SİTESİ ÜZERİNDEN KUMPAS https://cerkesfed.org/haberler/kafkasya-haberleri/cerkes-gazeteci-larisa-tuptsokoya-sahte-web-sitesi-uzerinden-kumpas/ https://cerkesfed.org/haberler/kafkasya-haberleri/cerkes-gazeteci-larisa-tuptsokoya-sahte-web-sitesi-uzerinden-kumpas/#respond Wed, 29 Oct 2025 16:48:30 +0000 https://cerkesfed.org/?p=16400 Gürcistan’da yaşayan Çerkes gazeteci ve aktivist Larisa Tuptsoko, Eylül ayının sonunda, Rusya’da kendisine karşı “aşırılıkçı” suçlamasıyla bir ceza davası açıldığını öğrendi. Konuyla ilgili açıklama yapan Tuptsoko, davanın ayrıntılarına sahip olmadığını ve avukat tutma konusunda istişarelerde bulunduğunu belirtti.  Tuptsoko hakkında soruşturma sürerken Adıgey’de yaşayan ailesi ve akrabalarına da baskı yapılmaya başlandı. Konuyla ilgili son gelişme  anavatanda yaşayan bir grup Çerkes aydının 28 Ekim tarihinde “Larisa Tuptsoko’nın cezai kovuşturması, suç delili bulunmadığı için sonlandırılmalıdır.” başlıklı ortak bir mektup kaleme alarak Adıgey Cumhuriyeti Başkanı Murat Kumpılov’a göndermesi oldu.

Tuptsoko hakkında, Tiflis’te bulunan ve R.F. tarafından aşırılıkçı olarak etiketlenen Çerkes Kültür Merkezi adına açılan sahte bir web sitesinde Tuptsoko adı kullanılarak yayınlarda bulunuldu ve sonrasında cezai kovuşturma başlatıldı. Sahte site ise bu yayınlardan hemen sonra kayboldu. Gelişmeleri yakından takip edenler, provokasyonun Tuptsoko’nın da içinde yer aldığı Circassian Media projesini hedef aldığını belirtiyor.

Cezai takibat nedeniyle Rusya’ya seyahat etmekten çekinen Tuptsoko, “Endişelerim nedeniyle uzun zamandır memleketimde bulunamadım. Cezai takibat, yakın zamanda ailemin yanına gitme düşüncemi maalesef imkansız kılıyor” dedi.

Kovuşturma, Tuptsoko’nın birçok kritik Çerkes sorununu gündeme getirmesi sonrasında başladı. Gazeteci, filolog ve Çerkes dili uzmanı olan Tuptsoko, Çerkes Kültür Merkezi’ndeki görevine 2023 yılının sonlarında son verdiğini belirterek, asıl nedenin son birkaç yıldır “Çerkes sorunlarını” açıkça analiz ettiği “Circassian Media” projesindeki faaliyetleri olduğunu tahmin ettiğini söyledi. Tuptsoko, “Circassian Media”nın aşırılık yanlısı listesinde yer almayan, bağımsız bir Çerkes medya platformu olduğunu vurguladı.  Kamuoyu önündeki faaliyetlerinin son bir buçuk iki yıldır asgari düzeyde olduğunu, çoğunlukla çevrimiçi ana dil dersleri verdiğini ve eğitim materyalleri üzerinde çalıştığını dile getiren Tuptsoko, “Bu kadar az aktiviteye rağmen soruşturmanın neden tam da şimdi benimle ilgilenmeye karar verdiği anlaşılmaz. Görünüşe göre, en az aktivite bile birilerine hâlâ aşırı görünüyor” yorumunda bulundu.

Circassian Media projesinin sahibi ve baş editörü Aydamir Kazanoko da, Circassian Media projesine yönelik saldırıların, özellikle de sahte sitenin ve devlet televizyonundaki yayınların, takibat için zemin hazırlamakla bağlantılı olduğunu düşünüyor. Ona göre bu tür kumpaslar gerçek kanıt bulamamalarından kaynaklanıyor.

TUPTSOKO’NUN AİLESİNE BASKI

Bu arada başlatılan ceza davası kapsamında kendisi Gürcistan’da yaşayan Tuptsoko’nın Adıgey Cumhuriyeti’nde ikamet eden ailesinin evine baskın yapılarak “aşırılıkçı” suçlamasıyla arama yapıldı ve akrabaları sorgulandı.
Soruşturma, gazetecinin yokluğunda devam ediyor.

ÇERKES AYDINLARDAN TUPTSOKO İÇİN ÇAĞRI

Bu arada anavatanda yaşayan bir grup Çerkes aydın 28 Ekim tarihinde “Larisa Tuptsoko’nın cezai kovuşturması, suç delili bulunmadığı için sonlandırılmalıdır” başlıklı ortak bir mektup kaleme alarak Adıgey Cumhuriyeti Başkanı Murat Kumpilov’a gönderdi. Mektup, bilgi olarak Adıgey Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı A.A. Keraşev’e, Adıgey Cumhuriyeti İnsan Hakları Komiseri Bay Şçebanets’e, Rusya Federasyonu Federal Meclisi’nin Adıgey Cumhuriyeti Milletvekilleri M.K. Khapsırokov. A.V. Narolın, V.M. Reznık, M.R. Khasanov’a da iletildi.

Otuz Çerkes aydının imzaladığı mektupta Murat Kumpilov’dan Larisa Tuptsoko ve ailesinin yasal hak ve çıkarlarının korunmasına aktif olarak katkıda bulunması istendi.

Mektupta, Çerkes toplumu’nun, filolog, ana dili öğretmeni, şair ve çevirmen Larisa Tuptsokova hakkında, Yüksek Mahkeme’nin 7 Haziran 2024 tarihli kararıyla aşırılıkçı olarak nitelendirilen Tiflis’te aktif Çerkes Kültür Merkezi’nin faaliyetlerine katıldığı gerekçesiyle ceza davası açıldığı belirtilerek, Çerkes toplumunun bu hukuka aykırı kovuşturmadan endişe duyduğu belirtildi.

Şu anda, akrabalarının sorgulandığı ve 13 yıldan uzun süredir yaşamadığı ailesinin evinde arama yapıldığı belirtilen mektupta, “Tuptsoko’nın bilimsel ve kamusal çalışmalarının hem Kuzey Kafkasya’da hem de dünyadaki Kafkas diasporasında yaygın olarak bilindiği, kendisine isnat edilen suçun hiçbir şekilde onun faaliyetleriyle ilişkilendirilemeyeceği” ifade edildi.

Mektubun devamında Tuptsoko’nın faaliyetleri hakkında açıklamalarda bulunularak şöyle denildi:

“Larisa Tuptsoko, Gürcistan Kültür Bakanlığı’na bağlı bir bütçe kuruluşu olan Tiflis’teki Çerkes Kültür Merkezi’nde çalıştı. 2024 yazında Çerkes Kültür Merkezi (ÇKM), aşırılıkçı örgütler listesine eklendi (Rusya Adalet Bakanlığı kayıtlarında “yabancı sivil toplum kuruluşu” olarak listelenmiş olmasına rağmen). Merkezde bulunduğu süre boyunca Larisa Tuptsoko’nın başlıca faaliyeti, Gürcü şairlerin Çerkesçeye edebi çevirileriydi. Gürcü klasikleri Vazha Pşavela ve Akaki Tsereteli’nin yanı sıra çağdaş şairler Amiran Svimonişvili, Dato Maghradze ve diğerlerinin şiir ve beyitlerinin Çerkesçe çevirilerini yayınladı. Çeşitli edebiyat ödülleri kazandı ve 2021’de Devlet Onur Nişanı’na aday gösterildi. Akademik konferansların düzenlenmesine de katkıda bulundu ve ana dilin (ныдэлфыбзэ) incelenmesi üzerine yayınlar derleyip düzenledi. Ayrıca, her yıl yerel şair ve yazarların yanı sıra Adıge, Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes, Çeçen Cumhuriyeti, İnguşetya Cumhuriyeti, Dağıstan ve diğer yerlerden konukların yer aldığı Gürcistan’daki Kafkas Şiir Festivali’ni düzenledi. Anaklia’da düzenlenen son festival, 2023 sonbaharında gerçekleşti ve burada Tiflis’teki ÇKM’deki çalışmalarını sonlandırdığını ve tamamen ana işi olan ana dilleri çevrimiçi öğretmeye ve çeşitli öğretim araçları derlemeye odaklanacağını duyurdu.”

Mektupta, Larisa Tuptsoko’nın Çerkes Kültür Merkezi’ndeki çalışmalarının, Rusya Yüksek Mahkemesi’nin, bu Merkezi aşırılıkçı örgüt olarak ilan etmesinden çok önce, 2023 sonbaharında sona erdiği, ancak Ağustos 2025’te, Adıgey Cumhuriyet Televizyonu’nun, Larisa Tuptsoko’nın adının Çerkes Kültür Merkezi’nin faaliyetleriyle bağlantılı olarak geçtiği bir haberi defalarca yayınladığına dikkat çekildi. Bu haberin yayınlanmasıyla eş zamanlı olarak, Çerkes Kültür Merkezi’nin logosunu, adını ve gerçek iletişim bilgilerini kullanan korsan bir web sitesinin internette ortaya çıktığı, sitede yayınlanan materyallerde Larisa Tuptsoko’nın, Merkez’in mevcut bir çalışanıymış gibi lanse edilerek adına yeni projeler duyurulduğu belirtildi. Sonrasında ilginç bir şekilde, bu site hakkında kamuoyunda yorumlar yayınlandıktan kısa bir süre sonra sayfaya erişimin sonlandırıldığı ifade edilerek, kurulan kumpasa dikkat çekildi.

Mektubun devamında, Larisa Tuptsoko’nın,  aşırılıkçı olarak tanımlandığı dönemde kurumun faaliyetlerine dahil olmaması nedeniyle hakkındaki cezai kovuşturmanın sonlandırılması istendi. “Mevcut duruma bakıldığında, soruşturmanın davayı her türlü yolla yargılamayı mümkün kılmayı amaçladığına inanmak için yeterli sebep sunduğu” ifade edilen mektup Kumpilova yönelik şu cümlelerle sona eriyor:

“Yukarıda belirtilen hususlar ve kolluk kuvvetlerinin hukuka aykırı eylemleri nedeniyle kamuoyunda oluşan büyük tepki göz önüne alındığında, Adıgey Cumhuriyeti’nde anayasal insan ve medeni hak ve özgürlüklerin korunması ve gözetilmesinin başlıca garantörü olan sizden, Larisa Tuptsoko’ya yönelik cezai kovuşturmanın sona erdirilmesi için gerekli adımları atmanızı talep ediyoruz.”

Mektuba imzasını koyan 30 Çerkes aydının isimleri ve faaliyet alanları şöyle:

ŞAKHMURZOV Marx (Rusya Siyasi Baskı Mağdurları Derneği Kabardey-Balkar Şubesi Başkanı (Nalçik)), GUCHEV Zamudin (Adıgey Cumhuriyeti Onur Sanatçısı, Rusya Sanatçılar Birliği üyesi, Rusya Sanat Akademisi (Maykop) diploma sahibi), DAUROV Boris (Tıp Doktoru, Profesör, Çerkes Halkı Yaşlılar Konseyi Başkanı (Çerkessk)), Ruslan GVASHEV (Halk figürü (Lazarevskoye köyü, Soçi)), ADAMOKOV Albert (Halk figürü (Çerkessk)), ACHMIZ Ruslan (Kamu figürü (Maykop)), BZHAKHOV Muzaryb (KBR’nin (Nalçik) Onurlu Mimar)), Valery KHATAZHUKOV (Kabardey-Balkar Bölgesel İnsan Hakları Merkezi (Nalçik) Başkanı), CHUNDYSHKO Zaurbiy (Adıgey Cumhuriyeti kamu kuruluşu “Adıge Khase-Çerkes Konseyi” (Maykop) Başkanı), ABID Gissa (Adıge Cumhuriyeti Onurlu Kültür Çalışanı (Maikop)), ACHOH Dakhanagu (Adige dili öğretmeni (Tuapse)), KOZHEV Zaurbek (Tarih Bilimleri Adayı (Nalçik), SOKOLOVA Bella (Gazeteci, kamu figürü (Tuapse)), NAMITOK Rosa (Gazeteci, çevirmen, öğretmen (Krasnodar)), SHORMANOV Azamat (halk figürü (Nalçik)), BERKHAMOV Mukhamed (Halk figürü (Nalçik)), BEGRETOVA-EFFENDIEVA Olga (İnsan hakları aktivisti, kamu figürü  (Nalçik)), ZHEMUKHOV Zaur (“Zhylebze” (Nalçik) STK’sı Yönetim Kurulu Başkanı, ŞAŞEV Alik (Halk figürü (Nalçik)), ABAZOV Albek (Filoloji Bilimleri Adayı, Kabardey-Çerkes Cumhuriyeti Saratov Devlet Üniversitesi Kabardey-Çerkes Dili ve Edebiyatı Bölümü Doçenti, Kabardey-Çerkes Cumhuriyeti Eğitim Onur Çalışanı, Rusya Yazarlar Birliği (Nalçik) Üyesi), ALOEV Timur (Tarih Bilimleri Adayı (Nalçik)), YAKHUTL Yuri (Halk figürü (Maikop)), BGANE Aliy (Adıge Cumhuriyeti kamu kuruluşu “Adige Hase-Çerkes Konseyi”nin yürütme kurulu üyesi), Pshibiev Alim (Gazeteci, “Madein KBR” (Nalçik) kanalının genel yayın yönetmeni), TOKOV Zaudin (Sanatçı (Nalçik)), MESHEV İsmel (Halk figürü (Nalçik)), BALKAROV Kazbek (Müzisyen, koreograf (Nalçik)), MAMIKOV Kazbek (Şair, halk figürü (Nalçik)), ÇERKESOV Mukhamed (Halk figürü (Çerkessk)) 

]]>
https://cerkesfed.org/haberler/kafkasya-haberleri/cerkes-gazeteci-larisa-tuptsokoya-sahte-web-sitesi-uzerinden-kumpas/feed/ 0 16400
ÇERKES ULUSAL MECLİSİ İSTANBUL’DA KURULDU https://cerkesfed.org/haberler/diaspora-haberleri/cerkes-ulusal-meclisi-istanbulda-kuruldu/ https://cerkesfed.org/haberler/diaspora-haberleri/cerkes-ulusal-meclisi-istanbulda-kuruldu/#respond Mon, 06 Oct 2025 14:43:23 +0000 https://cerkesfed.org/?p=16395 5 Ekim 2025 Pazar günü İstanbul Altunizade Kültür ve Sanat Merkezinde toplanan Çerkes Ulusal Meclisi (ÇUM) delegeleri, 1. Dönem Yönetim ve Denetim Kurulu üyelerini seçti.

“Daha İyi Bir Gelecek İçin Birleştik” mottosunu kullanan ÇUM, üç yıl süren ön çalışma süreci sonrasında Circassian National Assembly (CNA) / (Адыгэ Лъэпкъ Хасэ (АЛъХ) (Adıǵe Ĺepk Xase) adıyla Ağustos 2024 tarihinde kurumsal yapı olarak Hollanda’da tescil ettirilmiş, kuruluş çalışmalarına hazır hale getirilmişti.

Genel Kurul Toplantısı Öncesinde Uluslararası Çerkes Konferansı

İstanbul’da Altunizade Kültür ve Sanat Merkezinde 4 Ekim 2025 Cumartesi günü dört oturum halinde gerçekleştirilen Uluslararası Çerkes Konferansında, Çerkes Ulusal Meclisi’nin kuruluş sürecine ilişkin sunumlar yapıldı. Dünyadaki Çerkes örgütlerinin mevcut durumu, Çerkes meselesinin mahiyeti, yeni bir uluslararası Çerkes örgütlenmesine duyulan ihtiyaç, Çerkes Ulusal Meclisi hazırlık çalışmaları, organizasyon yapısı, amacı, çalışma yöntemi, üyelik ve katılım şartları konusunda sunumlar gerçekleştirildi. Delege, gözlemci ve misafir katılımcılar her oturumun sonunda soru ve görüşleriyle katkı sundu.

 Dördüncü Çerkes Konferansına 10 Ülkeden Yoğun Katılım

Türkiye, Hollanda, İsveç, Almanya, Kanada, Amerika, Suriye, Ürdün, Kfar Kama (İsrail) ve ana vatan Kafkasya’dan Kabardey-Balkar Cumhuriyetinden gönüllü kuruluş yöneticisi, delege, gözlemci ve misafirlerin katıldığı Uluslararası Çerkes Konferansı, CNA/ÇUM birlik örgütü öncesinde toplanan dördüncü konferans olup ilk ikisi 2018 ve 2019’da Almanya Nürnberg’te, üçüncüsü 24-27 Haziran 2022 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilmişti.

Circassian National Assembly (CNA) / Çerkes Ulusal Meclisi (ÇUM), bu seri konferansların tavsiye kararları çerçevesinde oluşturulan “Diyasporada Bir Dünya Çerkes Örgütü Kurulması Amaçlı Çalışma Grubu”nun yoğun çalışmaları neticesinde hazırlanan ve uluslararası kuruluşların teamülleri ile küresel insan hakları belgelerini gözeten tüzüğe uygun olarak kuruldu.

 Kuruluş Genel Kurul Toplantısı Öncesinde Hazırlık Oturumu

İstanbul Altunizade Kültür ve Sanat Merkezinde toplanan kurucu STÖ delegeleri ve gözlemci STÖ temsilcileri, ikinci gün öğleden önce iki oturum halinde tüzük hakkında detaylı görüşme ve değerlendirmeler yaptı.

5 Ekim 2025 Pazar günü saat 14.00’te başlayan Çerkes Ulusal Meclisi Kuruluş Genel Kurul Toplantısı, iki ana oturum halinde devam etti. Divana Fethi Güngör Başkan, Faidi Omar Mahmoud Başkan Yardımcısı, Yılmaz Dönmez ve İbnirüşd Hacıbayram yazman olarak seçildi.

Kurucu ve gözlemci statüsündeki sivil toplum örgütlerinin delege listeleri ile vekâletnamelerin incelenmesinin ardından oybirliğiyle kabul edilen gündeme uygun olarak, Hollanda’da tescil ettirilen tüzük mevcut haliyle kabul edildi. Bilahare geçici Yönetim Kurulu faaliyet raporu ile gelir-gider cetveli okunarak ibra edildi.

ÇUM 1. Dönem Yönetim ve Denetim Kurulu Üyeleri Seçildi

Çerkes Ulusal Meclisi tüzüğünün 11. maddesi çerçevesinde 1. Dönem Yönetim Kurulu Üyeliklerine şu delegelerden seçildi:

  1. Dr. Nusret Baş, Başkan, Türkiye
  2. Dr. Faidi Omar Mahmoud, Başkan Yardımcısı, Almanya,
  3. Dr. Fethi Güngör, Genel Sekreter, Türkiye
  4. Dr. Orfan Shouakar-Stash, Sayman, Kanada
  5. Nouraldin Barsbai, Üye, A.B.D.
  6. Zakaria Napso, Üye, İsrail – Kfar Kama
  7. Sabah Tsay, Üye, Hollanda
  8. Elbruz Aksoy, Üye, Türkiye
  9. Majd Qat Abacı, Üye, Türkiye
  10. Dr. Nilgün Elam, Üye, Türkiye
  11. Mumin Hacıbayram, Üye, Türkiye

ÇUM 1. Dönem Denetleme Kurulu Üyeliklerine ise şu delegeler seçildi:

  1. İlhan Temel, Türkiye
  2. Tina Abzakh, Hollanda
  3. Behice Tuğçehan Erdoğan, Türkiye

 7 Ülkeden 31 STÖ Adına 65 Delege ve 12 Gözlemci Üye Katıldı

İstanbul’da 5 Ekim 2025 Pazar günü Altunizade Kültür ve Sanat Merkezinde gerçekleştirilen Çerkes Ulusal Meclisi (ÇUM) Kuruluş Genel Kurul Toplantısına 7 ülkeden 26 Çerkes sivil toplum örgütünü temsilen 65 delege katıldı. Ayrıca gözlemci üye statüsündeki 5 STÖ adına katılan 12 gözlemci üye iki günlük oturumlar boyunca görüş ve önerilerini sunma fırsatı buldu.

Toplantıya bizzat katılamayan bazı delegelerin vekâlet yoluyla oy kullandığı toplantı, seçilen 1. Dönem Yönetim Kurulu adına Genel Sekreter Prof. Dr. Fethi Güngör’ün Faaliyet Programı ve Tahmini Bütçeyi sunmasının ardından aile fotoğrafı çekimiyle tamamlandı.

CNA/ÇUM Geçici Yönetim Kurulu Başkanlığını 28.8.2024 ila 05.10.2025 tarihleri arasında yürütmüş olan Prof. Dr. Faidi Omar Mahmoud’un, emeği geçenlere teşekkür konuşması yapan 1. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Op. Dr. Nusret Baş’a başkanlık sembolü olarak “bjhe” takdim etmesi ve iki gün boyunca tüm oturumlara ebeveyniyle birlikte iştirak eden yedi aylık Sami bebeğin samimi pozları, başarıyla tamamlanan iki günlük toplantıyı taçlandırdı.

Dünyanın elli ülkesine dağılmış durumda yaşayan Çerkes halkının daha iyi bir gelecek inşa edebilmesi maksadıyla kurulan Circassian National Assembly (CNA) / Çerkes Ulusal Meclisi (ÇUM), tüzükte belirtildiği üzere Çerkes halkının ulusal varlığını, kimliğini, kültürünü, mirasını, dilini ve tarihî haklarını savunmayı, korumayı ve geliştirmeyi amaç edinmekte, bu amacını devletler, hükümetler, parlamentolar, meclisler, diplomatik misyonlar, siyasi partiler ve uluslararası kuruluşlarla en üst düzeyde ilişkiler kurmak suretiyle gerçekleştirmeyi hedeflemektedir

]]>
https://cerkesfed.org/haberler/diaspora-haberleri/cerkes-ulusal-meclisi-istanbulda-kuruldu/feed/ 0 16395
ETHEM BEY, DOĞDUĞU EMRE KÖY’DE ANILDI https://cerkesfed.org/haberler/diaspora-haberleri/cerkes-ethem-bey-dogdugu-emre-koyde-anildi/ https://cerkesfed.org/haberler/diaspora-haberleri/cerkes-ethem-bey-dogdugu-emre-koyde-anildi/#respond Mon, 01 Sep 2025 00:03:04 +0000 https://cerkesfed.org/?p=16376 Bandırma’ya bağlı Emre Köy’de, “Çerkes Ethem Bey Anma Etkinliği” düzenlendi.

Çerkes Ethem’in vefatının 77. yıldönümünde, doğum yeri olan Emre Köy’de dokuzuncusu gerçekleşen anma programında önce camide Mevlid-i Şerif okutuldu, ardından Bandırma İlçe Müftüsü Abdülhamit Pehlivan dua etti.

Kurtuluş Savaşı kahramanları için yapılan saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından Kafkas Vakfı kurucularından Mehdi Çetinbaş bir konuşma gerçekleştirdi.

“ÇERKES ETHEM ASLA HAİN DEĞİLDİR”

Çerkes Ethem’in, Kurtuluş Savaşı’nın ilk meşalesini yakanlar arasında yer alan bir kahraman olduğunu söyleyen Çetinbaş, doğum yeri olan Emre Köy’de, Kuşçubaşı Eşref ile birlikte kurtuluş mücadelesini başlatma kararı aldıklarını belirtti. “Böylece Kurtuluş Savaşı’nın ilk öncüleri arasında yer aldılar. Çerkes Ethem, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin nefes almasını, gelişmesini, otoritesinin yurt genelinde yayılmasını sağlayan gizli bir kahramandır. Kurtuluş Savaşı sırasında ülke içinde çıkan birçok ayaklanmayı bastırmıştır.” diyen Çetinbaş şöyle devam etti:

“Halen Ethem Bey’in Çerkeslik unvanını aşağılama için kullanmak isteyenler var. O hiçbir zaman kavmiyetçilik, Çerkes milliyetçiliği, Çerkesçilik yapmadı. Ancak siyasi iktidarlar, hiçbir zaman kendilerine ortak kabul etmezler. Kendi erklerini her şeyin üzerinde tutarlar. Buna paralel olarak Çerkes Ethem de, millî mücadele döneminde kullanılıp, kenara vahşi bir şekilde atıldı. Tabii ki bunu kabul etmedi. Gazi Mustafa Kemal ile Eskişehir’de görüşmek üzere iken dönemin siyasilerinin oyunuyla görüştürülmedi.

Türk ordusuna karşı savaştığı koskoca bir yalandır. Türk ordusuna tek kurşun atmamıştır. Kendine karşı yapılan haksızlığa kırılarak, Yunanistan ile yaptıkları bir protokolle bu ülkeye geçmiş, daha sonra Ürdün’e giderek Amman’da ölmüştür.

Halen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Çerkes Ethem’in ihanet ettiği konusunda hiçbir bilgi ve belge yoktur. Hatta Yunanistan’a gidenler için daha sonra ‘iade-i itibar” verilmesi gündeme gelmiştir. O dönemde, TBMM yetkililerince, ‘Çerkes Ethem için herhangi bir suçlama yok ki, nasıl iade-i itibar verelim’ denilmiştir. O dönemde, Yunanistan’a gidenler için af çıkarıldığında Çerkes Ethem, ülkeye gelmemiş ve ‘Ben, ülkeme ihanet etmedim, suç işlemedim ki, neden af edileyim?’ demiş ve TBMM’de kurulacak bir mahkeme tarafından yargılanmayı istemiş, bu mahkemede aklandıktan sonra ülkeye dönmek istemiştir. Yani kendisine yapıştırılmak istenen ihanet yaftasını hiçbir zaman kabul etmemiştir.

Gerçekler bugün böylesine açık bir şekilde ortadayken ve Çerkes Ethem ile ilgili, akademisyenlerce yazılan kitapların yüzde 95’i bu gerçeği yansıtırken, hâlâ yüzde 5 düzeyindeki bazı yayınların aleyhte provokatif yayınlarıyla Ethem Bey’in hain ilan edilmesi çok üzücüdür. Çerkes Ethem, kurtuluş savaşının, çakır gözlü, aslan yürekli bir kahramanıdır.”

ETKİNLİK KOMİTESİNDEN AÇIKLAMA

Etkinliği düzenleyen Emre Köy, Karaçalılık, Yeni Ziraatli, Yeni Sığırcı ve Çerkes Ethem’in ailesi, şu yazılı açıklamayı yaptı:

“Bugün burada, vefatının 77. yılında dokuzuncusunu düzenlediğimiz Çerkes Ethem Bey’i, Kuvay-ı Milliye kahramanlarını ve tüm aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anmak için toplandık.

Ethem Bey, Anadolu’nun en zorlu günlerinde, işgale karşı mücadele eden ve nice vatan evladını örgütleyerek Kuvay-ı Seyyare Umum Kumandanı sıfatıyla vatan savunmasına katan bir Kuvay-ı Milliye komutanıydı.

Tarihte birçok devlet yıkılmış, sınırlar değişmiştir. Bizler ise bu toprakları korumak uğruna mücadele eden kahramanlarımızı birbirleriyle çağrıştırmak yerine onların aziz hatıralarına sahip çıkmalı ve bu topraklardan doğan Kuvay-ı Milliye ruhunu yaşatmalıyız.

Çerkes Ethem Bey’in de tüm kahramanlarımız gibi bu milletin bağımsızlık yolundaki fedakârlıklarının hakkıyla anılması en büyük arzumuzdur. Temennimiz odur ki, bir gün Ethem Bey’in naaşı da iade-i itibar yapılarak doğduğu ve uğruna savaştığı bu topraklara getirilir, vatan toprağında huzura kavuşur.

Bandırma, Millî Mücadele’nin ilk silahlı direniş kanadının oluşturulduğu en önemli yerlerden biridir. Ne yazık ki, bugün ne Bandırma’da, ne de Emre Köyü’nde bir Kuvay-ı Milliye müzesi bile bulunmamaktadır. Bugün, Salihli Kent Müzesi’nde bile Çerkes Ethem Bey’e ait özel bir bölüm yer alırken, Bandırma’da bu eksikliğin sürmesi büyük bir kayıptır. Bu boşluğun giderilmesi, hem Ethem Bey’in hem de Bandırma’dan çıkıp Salihli Cephesi’ni kuran kahramanlarımızın hatıralarına sahip çıkmak açısından en büyük arzumuzdur.

Bizim için önemli olan, geçmişin kinini büyütmek değil, bu milletin bağımsızlık yolunda mücadele eden evlatlarını hakkaniyetle anmaktır.

Aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyoruz.”

Katılımcılar daha sonra köy mezarlığında medfun Ethem Beyin Ağabeyi Reşit ve kardeşi Tevfik beylerin kabrine bir ziyaret gerçekleştirdi.

Emre Köy’deki etkinliğe yerel siyasetçiler, Çerkes Ethem Bey’in akrabaları ve yakınları ile kalabalık bir topluluk katıldı.

Programdan ayrılan bir grup  bilahare Manyas Dünbe(Tepecik) köyüne geçerek Hacı Giranduk Berzeg’in kabrini ziyaret ederek ruhuna Fatihalar okudu.

 

]]>
https://cerkesfed.org/haberler/diaspora-haberleri/cerkes-ethem-bey-dogdugu-emre-koyde-anildi/feed/ 0 16376
İHANETE UĞRAMIŞ BİR ÇERKES: ETHEM BEY ve AMMAN’DAKİ KABRİSTANI https://cerkesfed.org/yazarlar/erol-karayel/ihanete-ugramis-bir-cerkes-ethem-bey-ve-ammandaki-kabristani/ https://cerkesfed.org/yazarlar/erol-karayel/ihanete-ugramis-bir-cerkes-ethem-bey-ve-ammandaki-kabristani/#respond Wed, 13 Aug 2025 22:21:47 +0000 https://cerkesfed.org/?p=16364
EROL KARAYEL

Ağustos ayının 9’unda yapılan bir sosyal medya paylaşımı beni ziyadesiyle mutlu etti. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Yusuf Ziya Arpacık, Ürdün gezisi esnasında hatırına gelmiş, -bizim, yeri unutulmuş olarak bildiğimiz- Çerkes Ethem Bey’in mezarını ziyaret etmek istemiş ve araştırıp bulmuş. Sayfasında üç beş satıra sığdırdığı güzel bir bulma hikayesi ile fotoğraflarını da yayınladı. Allah kendisinden razı olsun. Bu fotoğrafları bahane ederek bazı izahatlar yaptıktan sonra Arpacık’ın yazdıklarını ve çektiği fotoğraflarını aşağıya alıntılayacağım.

Arpacık’ın bu paylaşımı bana Ethem Bey’e takılan hain sıfatı ve mezarının Türkiye’ye taşınması ile ilgili geçmişte bazı yaşananları hatırlattı. Bu vesile ile hem bunları okurlarımızla paylaşmak; hem de Ethem beyin uğradığı ihaneti bir kere daha deşifre etmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

***

Bir kere bu konu doğrudan “yarene” dokunuyor. “Yarene” dokunmadan Ethem beyin yaşadıklarını doğru şekilde anlatabilmemiz mümkün değil. Çünkü Ethem Beyi saf dışı etmeyi kafasına koyan, bunu yapan ve nihayetinde onu bir de ihanetle etiketleyen bizzat Mustafa Kemal’in kendisidir. Ancak, “Eşeğini dövemeyen semerini döver” hesabı “ulu önder”e söz edemeyenler, İsmet Paşa’yı günah keçisi seçip tüm suçu ona yıkarak meseleyi geçiştirmeye çalışıyor. Bu doğru ve adil bir tutum değil. İsmet Paşa sadece kendi ikbalini düşünen Mustafa Kemal’in “emir eri” biridir ve M. Kemal’in ölümüne kadar hiç bir yaptığının kıymet-i harbiyesi yoktur.

O sebeple, öncelikle bu gadre sebep olan Mustafa Kemal’i resmi tarihin makyajladığı şekilde değil, gerçek çehresiyle tanımamız gerekiyor.

Tabii bu konu aslında bir kitap hacminde. Ama biz Ethem Bey’in mezarına sahip çıkmayı sadece bir vefa mevzuû olarak görmediğimiz için, yazımızın girişinde uyandırıcı olacağını düşündüğümüz bazı bilgileri aktarmayı yararlı görüyoruz. Merak edenler teferruatlara ulaşacak yolları bulabilirler.

***

Osmanlı, hiçbir mecburiyeti yok iken firasetsiz İttihat ve Terakki paşalarının hayalleriyle girdiği Birinci Dünya Harbi’nde Sina, Irak, Kafkasya ve Çanakkale cephelerinde savaştı. Son savaş ise Filistin cephesinde oldu.

“Filistin cephesinde 3 ordumuz vardı. Dördüncü, Yedinci ve Sekizinci Ordulardan mürekkep olup ‘Yıldırım Orduları’ adını alan bu kuvvetlerin Cephe komutanı Liman Von Sanders’ti. Dördüncü Ordu Komutanı Mersinli Cemal Paşa, Sekizinci Ordu Komutanı Arapgirli Cevad Paşa, Yedinci Ordu Komutanı ise Selanikli M. Kemal Paşa idi. Cephe umumi Karargâhı Nasıra’da (Filistin) bulunuyordu. Dördüncü Ordu’nun merkezi Salt, Yedinci Ordu’nun Nablus, Sekizinci Ordu’nun ki ise Tul-i Kerem Kasabalarıydı.

31 Ağustos 1918’de bu cephede o kadar ani bir çöküş vukua geldi ve bu hal o derece süratli bir hezimete yol açtı ki, kilometrelerce geride bulunan Ordu Kumandanları bile canlarını güçlükle kurtarabildiler. Gerçekten Devletimizi “Mondros Mütarekenamesini” imzalamaya mecbur bırakan bu hezimet esnasında Sekizinci Ordu Komutanı Cevad Paşa, Karargahından kalpağını bile alamadan kaçıp kendini Şam’a zor atmış ve burada 3. Kolordu Komutanı İsmet Paşa’yı tellal bağırtarak aramaya mecbur kalmıştı. 

Bu hezimet, Yedinci Ordu Kumandanı M. Kemal Paşa’nın, sağ ve solundaki Dördüncü ve Sekizinci Ordulara haber vermeden ani bir şekilde ric’at etmesiyle ortaya çıkmıştı. Merkezi durumdaki 7. Ordunun ani ve habersiz ric’ati ile cephede açılan boşluktan saldıran İngilizler sağ ve soldaki Sekizinci ve Dördüncü Orduları arkadan kuşatarak, yetmiş beş bin esir ve üç yüz yetmiş beş adet top ele geçirdiler. ” [1]

Bu bozgundan bir süre sonra Almanya’ya dönen Liman von Sanders’in “Umum Cenub Orduları Kumandanı” sıfatını devrettiği (31-10-1918) Kemal Paşa, 8000 askeri bulunmasına rağmen, “bu unvan da Onun Halep civarında yeni bir müdafaa hattı teşkil ederek, düşmanı durdurmaya çalışmasını temin edemedi. Karargahını iki yüz kilometre daha geride bulunan Adana’ya çekti.”  [2]

“Bu üç ordu, Kudüs’ün kuzeyinde tahkim edilmiş bir mevzide bir müdafaa hattı teşkil ediyordu. İngilizler sayıca üstündü ama Osmanlı birlikleri de yeni ve ağır Alman silahları ile donatılmıştı. Diğer cephelerden farklı olarak Filistin-Suriye’deki birliklerin mühimmatı ve morali yerindeydi.  İstanbul’un elverişli bir mütareke için mukavemetini bahane ettiği bu birliklerin bu kadar çabuk çözülmesi hayret uyandırmıştır.”[3]

Ama Mustafa Kemal bu hataların ve yaşananların hiçbir açıklamasını yapmadı, hesap vermedi.

“Kemal Paşa, ‘Ordumla sahralar ve nehirler geçerek Şam’a ricata mecbur oldum. Burada çekilen meşakkatin izahı uzun olur’ diyerek, en basit bir hâdiseyi bile tafsilatlı anlattığı halde, burada nedense sözü kısa kesmeyi tercih etmiştir.” [4]

“Kemal Paşa, 27 Eylül gecesi görüştüğü meşhur İngiliz casusu Lawrence’dan, İngiltere’ye göre, Suriye ve Irak’ın geleceğinin Emir Faysal ve Genç Araplara ait olduğu; Türklerin, başkalarına ait topraklardan çekilmesi ve Anadolu’ya odaklanması icap ettiği tavsiyesini almıştı. (Alan Palmer, Victory 1918).” [5]

“Allenby’nin istihbarat subayı Alexander Aaronsohn, 25 Ekim’de Haleb’e geldiğinde 7. ordu kumandanı (Mustafa Kemal) ile görüşüp öğle yemeği yediğini; onun kendisine ‘mağlubiyet için fazla üzülmediğini; Enver Paşa’nın itibarının kırılmasının daha mühim olduğunu söylediğini’ anlatır (American Israelite, 1 March 1923; Border Cities Star, 30 August 1929).”[6]

Bu söz ihanetin itirafı değil midir?

Bu arada Orta Doğu’daki görevlerini başarıyla(!) tamamlayan Mustafa Kemal’in 11-13 Ekim 1918’de Halep’ten Vahdeddin’e “çok gizli” kaydıyla çektiği telgrafla, “Derhal İngilizlerle barış yapılması ve kendisinin de içinde olacağı yeni bir Bakanlar Kurulu oluşturulmasını önermesi”[7] de ilginçtir.

Son ordularının da yenilgisiyle mukavemet imkânını kaybeden Osmanlı Devleti, bu yılgınlıkla 30 Ekim 1918’de “Mondros Mütarekenamesini” imzalamaya mecbur kaldı.

Mondros Mütarekenamesiyle birlikte yenilmiş sayılan Osmanlı ordusu büyük ölçüde silahsızlandırılarak tasfiye edilmiş, İstanbul, emperyalist İngilizler tarafından 13 Kasım 1918’de fiilen işgal altına alınmıştı.

Yine çok ilginçtir ki, “Adana’dan İstanbul’a dönen Mustafa Kemal 13 Kasım 1918 gününden, yani İstanbul’un İngilizlerce işgalinden itibaren, İngiliz işgal  kuvvetleri Kumandanı General Harrington’un da içinden çıkmadığı Pera Palas’ta ikamete başlamıştır.” [8]

Çok daha ilginç olaylar da var. “İstanbul’a dönüşte Filistin cephesi kumandanları hakkında bir askeri takibat yapılmadığı gibi, Fevzi Paşa, Kemal Paşa’nın divan-ı harbe verilmesini engellemiştir. Buradaki kumandanların tamamı, Anadolu hareketi içinde yer almıştır. Bu da gösteriyor ki, bu karardan ve gizli temaslardan merkezde bazılarının da haberi, hatta tasvibi vardır.”[9]

…Ve “Fevzi Çakmak hatıralarında, Kemal Paşa’nın bu sebeple kurşuna dizilmesine engel olduğunu anlatır.”[10]
***

“İşte böyle bütün bu başarısızlıklara rağmen gizli bir el tarafından korunduğu intibaı veren “Mustafa Kemal, İstanbul Pera’da gününü gün edip İngiliz subaylarla vakit geçirirken, Kâzım Karabekir, Boğazda işgal kuvvetlerini görünce Tekirdağ’a çıkan tayinini 24 Şubat 1919’da Erzurum’daki 15. Kolordu komutanlığına aldırtır. Erzurum’a gitmeden önce birçok resmi ve sivil şahsiyetle görüşen Karabekir, 11 Nisan 1919’da Mustafa Kemal Paşa ile Şişli’deki evinde görüşerek kendisini Anadolu’ya davet eder. Ama Mustafa Kemal bu çağrıyı cevapsız bırakır ve Karabekir’e muvaffakiyetler dileyerek evinden uğurlar.”[11]

Ve 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar İzmir’i işgal eder.

Gelişmeler karşısındaki tepki, Anadolu’da halktan ve halkın tepkilerine sahiplenen halk önderlerinden gelenlerden ibaretti. Ege’de Ethem Bey, Demirci Efe, Yörük Ali; Çukurova’da ise Salih Bey,… gibi.
***

ETHEM BEY… ETHEM BEY…

 Ethem bey “Hatıralarında”, ülkeyi terk etmeye hazırlanırken bir süre sığındığı Eski Manyas köyünde Milli Mücadeleye başlayışını şöyle aktarıyor:

Genel Savaş’ın sonucu olarak en ağır şartlarla Mondros Ateşkesini kabul ettirmesine rağmen, galip devletler ateşkes hükümlerini bozmaya başlayınca, Osmanlı Devleti ve halkı adına özgürlük ve bağımsızlığı korumak amacıyla İzmir’de kurulan gizli cemiyetin kararıyla ben ilk isyan bayrağını tam iki buçuk yıl önce açmıştım. Ve şimdiki müfrezeme yakın bir maiyetle halkı önce fikren hazırlamaya buralarda başlamıştım. Aradan çok zaman geçti. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali üzerine milleti, İzmir’e doğru sevk ve tahrik ile işgalci orduya karşı vatanı savunmaya giderken yine bu köyden geçmiştim.[12]  

Ethem Bey’in bu sözleri 1921 Ocak ayında sarf ettiği dikkate alındığında 2,5 sene dediği zaman dilimi yaklaşık 1918 yılının ortalarına denk geliyor.

Yani, Mustafa Kemal Samsun’a çıktığı gün Anadolu’da mukavemet çoktan başlamıştı.  Ethem bey Salihli civarında, işgalin önünde barikat görevi görecek bir cepheyi zaten oluşturmuştu. Balıkesir, Gönen, Kirmasti, Bandırma ve Bursa’da sözünü geçirdiği Çerkeslere haber gönderip çağırmış ve kuvvetlerine katmıştı. Ethem‘in oluk oluk kan akıtarak oluşturduğu Salihli cephesi, o sıralar Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleriyle uğraşan M. Kemal ekibinin ciddi bir nefes almasını sağladı. Çünkü Salihli cephesi ile birlikte, her geçen gün biraz daha genişleyen işgal cephesinin önüne önemli bir set çekilmişti.(…) Anadolu’nun ağırlıkla Ege Bölgesi olmak üzere çesitli yörelerinde Kuvva-yı Milliye adı altında başlayan yerel direnişler kendiliğinden giderek güçleniyordu.

Ancak bu direnişler, merkezi bir önderlikten yoksundu.

Merkezi bir yapı olmadığı için asi olarak değerlendirdikleri yapılara bile müdahale edemiyor, isyanları bastırması için tek zinde güç olan Ethem bey ve adamlarını oradan oraya koşturuyorlardı.

Bu durum aslında Mustafa Kemal’e tam aradığı fırsatı veriyordu. Hırslıydı. Hem de subayken padişaha mesaj çekip hükümete/siyasete girmeyi isteyebilecek kadar hırslıydı. Stratejisini oluşturdu ve kurguladığı kendisini tek otorite haline getirecek planlarını bir bir uygulamaya başladı.
***

Çerkes Ethem’in cansiperane mücadelesine şahit olan halk kendisine büyük teveccüh gösteriyordu. Üzerinde topladığı bu güç, “ülke liderliğini elde etme hesapları içinde olan asker görünümlü siyasileri” rahatsız etti ve oyunu bozabileceği kaygılarıyla onu oyun dışına atmaya karar verdiler. Ve oluşturulması için 1,5 yıl zaman kazandırdığı Nizami Ordu’nun ilk seferi Yunan işgalciler yerine Ethem Bey üzerine yaptılar.

Ancak Ethem bey kendisine kurulan bu hain tuzağa düşmedi. Kendi savaşçılarını Milli Kuvvetlerle çatıştırmadı. Sadece kendini ve adamlarını müdafaa etmeye gayret etti. Çaresiz bırakılmıştı. Düşündü ve yurt dışına çıkmaya karar verdi. Önce birliklerini dağıttı, sonra Yunan komutanlığına müracaat ederek geçiş izni istedi. Geçtiği Yunanistan’da bir süre tutulduktan sonra tedavi olmak üzere Avrupa’ya geçti… Daha sonra da Ürdün’deki soydaşlarının yanına.

Ve hazin hayat hikayesi 21 Eylül 1948’de Amman’da sona erdi.

Mevla rahmet eyleye.

****

Milli mücadele tamamlanıp Cumhuriyete geçilmesi ile birlikte Mustafa Kemal tüm istediklerini elde etmişti. Tıpkı Ethem bey gibi, Milli Mücadele’ye katkı sunan bütün liderleri değişik suçlamalarla enterne etti ve ülkede kendi diktatörlüğünü kurdu.

Kısaca vatan için, millet için verilen tüm emekler tek kişiyi yüceltmek için tamamen yok sayılmıştı.

Peki asıl ihanet bu değil midir?

 

ETHEM BEY’İN KABRİ

Neyse, biz hikâyenin bir de Ethem beyin vefatından sonraki kısmına bakalım.

Ethem beyin mezarının Amman Çerkes Mezarlığı’nda olduğu biliniyordu. Ama yıllar geçip yerini bilenler azalınca, kimin ne bildiği de bilinemez hale geldi. Mesela ben kabrin bir fotoğrafını bile görmemiştim.

Bu mezarı daha önce Dışişleri Bakanı iken Ürdün ziyareti sırasında Tansu Çiller de ziyaret etmek istemiş fakat -o günlerde görev başında olup daha sonra 28 Şubat 1997’de maskelerini çıkarıp iyice pervasızlaşan- “Kemalist Tarikatçılar” tarafından alavare dalavare ile engellenmişti. (2013 yılında, Genel Kurmaydaki Mustafa Kemal ve Ethem Bey’in adamlarıyla birlikte Haziran 1920’de Ankara Garı’nda çekilen fotoğrafta Ethem Bey ve adamlarının yüzlerinin nasıl tahrif edildiğini hatırlarsanız Kemalist Tarikatın Ethem nefretini daha iyi anlayabilirsiniz.) Ziyaret olayının nasıl gündeme geldiğini o günlerde Tansu Çillerle birlikte çalışan, sonradan milletvekilliği de yapmış gazeteci Hüseyin Kocabıyık şöyle anlatıyor:

“Ethem bey, nam-ı diğer Çerkes Ethem Cumhuriyet tarihinin en çok konuşulan ve tartışılan simalarından. Ömrünü devletine hizmetle geçirmiş, Milli Mücadele yıllarında Kemalistlerle ters düşünce 1921 Ocak ayında Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmış.

Yıl 1996. Refah-Yol koalisyon Hükümeti iktidarda. Tansu Çiller’le çalışıyoruz. Kendisinin Ürdün’e bir ziyaret programı var. Bu programı öğrenince “Tamam işte, şimdi tam zamanı; bunu yapsa yapsa ancak Tansu Hanım gibi cesur bir Başbakan yapar” dedim ve soluğu Başbakan Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanı Tansu Hanım’ın yanında aldım. Ethem Bey’in nasıl bir kahraman insan olduğunu, ona hain demenin nasıl büyük bir haksızlık ve adaletsizlik olduğunu anlattım. Mezarının Ürdün’de olduğunu, onun na’şını Türkiye’ye getirmemiz halinde 28 Şubatçılara ve resmi ideolojiye iyi bir tokat atabileceğimizi söyledim. Eşi Özer Çiller de Çerkez kökenli olduğu için beni destekledi. Tansu Çiller bu projeyi hemen benimsedi. “Tamam, hazırlıkları yapın” dedi. Ürdün’de önce Ethem Bey’in mezarını ziyaret edecek ve orada güzel bir konuşma yapacaktı. O konuşmada mezarın Türkiye’ye naklinin yapılacağını bunun için kanuni işlemlerin TBMM’nde yerine getirileceğini açıklayacaktı.
Nitekim Ürdün’e gitti, ben yanına da rahmetli Şükrü Karaca’yı koydum ki, bir kaza olmasın.
Sonra ne oldu Ürdün’de biliyor musunuz?

Hikayenin Ürdün’de yaşanan devamını, olayın aktörlerinin isimlerini de zikrederek anlatan gazeteci Faruk Bildirici’nin kitabının[13] “Dışişlerinin Çerkes Ethem Gafı” başlıklı bölümünden takip edelim:

“Çiller, Kuzey Irak’taki askeri harekat nedeniyle tam üç kez ertelediği Ürdün gezisine Kasım 1996’da çıktı. Kral Huseyin’in kendisinin onuruna verdiği yemekte, Amman Büyükelçisi Süha Ümar’ı yanına çağırdı:

– Çerkes Ethem’in mezarına gitmek istiyorum. Programı ona göre değiştirin.

– İlgili arkadaşlara ileteceğim efendim.

Ümar, şaşkın bir halde Dışişleri Protokol Genel Müdür Yardımcısı Ataman Yalgın’ın yanına gitti. Başbakanın isteğini aktardı.

Yalgın, duyduklarına inanamadı; protokol masasında oturan Çiller’in kulağına fısıldadı:

– Efendim, bir yanlışlık var galiba. Amman’da Çerkes Ethem’in mezarı yok.

Çiller, gezi öncesinde bilgi aldığı insanlara güveniyordu. Mezarı görmekte ısrarlıydı. Diplomatlar, ikna için bir de askeri ataşeyi gönderdiler. Çiller, kabullenmek zorunda kaldı…

Oysa Çerkes Ethem’in mezarı, öldüğü tarih olan 1948’den beri Amman’daki Kabartay Mezarlığındaydı.”

Ve bu girişim böylece akim kaldı.

***

Yıl 1997. Çerkes Ethem tartışması, bu kez Cumhurbaşkanlığı’na taşındı. Başlarında Muhittin Ünal’ın bulunduğu Kafkas Dernekleri yöneticileri, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e yakındılar: “Ders kitaplarında Hain Çerkes Ethem denmesin. Devlet belgeleri incelensin, gerçek ortaya çıkar. Hain ise hain olarak kalsın. Ancak kitaplarımızda Çerkes lakabı kullanılmasın. Bu yaralayıcı oluyor.” dediler.

Ama Demirel, ‘ders kitaplarındaki resmi tarihi’ tartışmak istemiyordu. Bunu açıkça dile getirdi: ‘Tarih unutulamaz. Ama tarihle de yaşanamaz. Geçmişteki yaraları kaşımanın, gündemde tutmanın kimseye yararı olmaz. Suçun şahsiliği önemlidir. Kimse, birine takılan lakaptan alınganlık göstermesin.” dedi ve olayı kapattı.[14]

Askerden yedi defa dayak yemiş ve iyice yörüngeye oturmuş yüreksiz Demirel’in tavrı başka ne olabilirdi ki.

***

Yıl 2014. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile bir grup Kafkas derneği tarafından gerçekleştirilen törende konuşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Çerkes Ethem’in vatan haini olarak tanıtılmasına yönelik eleştirilere cevap verdi. “Türkiye’de hiçbir vatansever, resmi ideolojiye kendini kaptırmış 3-5 kişi dışında, Çerkes Ethem’e hain diyemez. Çerkes Ethem, gerçekten İstiklal mücadelesinde varını, yoğunu ortaya koymuş bir insandır. Allah rahmet eylesin. (…) Parlamentoda bulunup da Çerkes olduğunu iddia eden milletvekilleri için büyük bir ayıp. Çerkes Ethem için bir kanun teklifine gerek olmayabilir ama bir meclis araştırması komisyonu kurulması çok isabetli olur. Bir meclis araştırma komisyonu kurulsa, tarihi araştırsa, sonunda Çerkez Ethem’in ne kadar masum olduğu, milletini seven ne kadar büyük bir vatansever olduğu, istiklal mücadelesinde vatanı için hayatını nasıl ortaya koyduğu apaçık ortaya çıkacaktır. Çerkes Ethem komisyonunu hep beraber kurar ve sonucunu hep birlikte alkışlarız” dedi.[15]

Arınç’ın bu sözleri gündem oldu ve lehte aleyhte epeyce tartışıldı ama bir sonuç doğurmadı. O komisyon kuruldu mu, hiç hatırlamıyorum. O kalibrede 20 Çerkes milletvekili mecliste hiç oldu mu acaba?

***

Yıl 2015. Kahramanmaraş’ta yaşayan Şevket Canlı adlı aslan yürekli bir vatandaş TBMM Dilekçe Komisyonu’na başvurarak, Mustafa Kemal Atatürk tarafından affedilen Çerkes Ethem’in naaşının Türkiye’ye getirilmesini istedi. Başvuruyu işleme alan TBMM Dilekçe Komisyonu, Çerkes Ethem’le ilgili çalışma başlatırken, 5 ayrı bakanlıktan ellerindeki bilgi ve belgeleri göndermelerini istedi. Fakat bakanlıklardan hiçbir bilgi, belge, kayıt çıkmadı.

Şevket Canlı’ya 06.01.2016 tarihinde verilen cevapta, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın bilgileri doğrultusunda şu ifadelere yer verildi: “Adalet Bakanlığı cevabi yazısında; konuyla ilgili daha önce Kanunlar Genel Müdürlüğü’ne intikal eden herhangi bir müracaat kaydına rastlanmadığı, bu kapsamda Bakanlıkça hazırlanan kanun tasarısı taslağı bulunmadığı gibi, diğer bakanlıklarca hazırlanıp görüşe sunulmuş kanun tasarısı taslağı da olmadığı, yine görüş için gönderilen herhangi bir kanun teklifi kaydına rastlanılmadığı; İçişleri Bakanlığı cevabi yazısında, dilekçede bahsi geçen taleple ilgili olarak Bakanlığın arşiv kayıtlarında herhangi bir bilgiye rastlanılmadığı belirtilmiştir. İdarece beyan olunan açıklamalar dışında Çerkez Ethem Bey’le ilgili, itibarını kaldıran veya zedeleyen resmi bir karar bulunmadığı anlaşılmış olup, 3071 Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun ile TBMM İç Tüzüğünün 116’ncı Maddesi uyarınca dilekçe hakkında Komisyonumuzca başka bir işlem yapılmayacağına karar verildi.” [16]

Kanun yok, tasarı yok, önerge yok, arşivlerde bir kayıt yok… Bu demektir ki ülkede sadece iki dudağının arasından çıkan her söz kanun kabul edilen bir diktatör var. Evet, keyfi olarak hain yaftası takılan ve uğruna canını ortaya koyduğu ülkeye 28 sene sokulmayıp gurbet ellerde can vermesine sebep olunan bu insanın hakkı ne olacak şimdi?

Evet bu ülke bunları yaşadı.

TBMM Dilekçe Komisyonu’nun kendi arşiv araştırmalarında sadece Çerkes Ethem’in Ürdün’den dönemin idaresine gönderdiği, ülkesine dönmeyi, yargılanıp gerçeklerin tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmasını istediği bir mektup çıktı.[17]

***

2017 yılında da, TBMM Dilekçe Komisyonu’ndan gelen bu cevabı alan Ethem Bey’in yeğeni Güner Kuban, kitaplarda yer alan “Hain Ethem” suçlaması dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine 250 bin TL’lik bir tazminat davası açtı. Bu davanın bir sonuç verdiğine dair bir şey duymuş değilim. Muhtemelen takipsizlik verilmiştir. Çünkü bazı yürekler hala Selânik.

***

Gelelim bu yazıyı kaleme almamıza sebep olan en başta bahsini yaptığımız Yusuf Ziya Arpacık’ın sosyal medya mesajına…

Yusuf Ziya Arpacık Ürdün’e giderken araştırmış ve edindiği bilgi doğrultusunda Ethem Bey’in mezarını bulmak üzere Vadi Sir Kabristanına gitmiş ama bulamamış. Arpacık sonrasında yaşadıklarını kendi sosyal medyasında şöyle anlatıyor:

“Kabri ararken eksik bilgi yüzünden önce Vadi Sir semtindeki mezarlığa gittik. Beş altı kişi rastladı yolda. Onlara sordum Çerkes Ethem’in kabrini arıyoruz diye. ‘Hem sürüyorsunuz, hem soruyorsunuz!..’ diye Türkçe cevap vermez mi!..

Benim kim olduğumu bilmeden Arapça soruma bizim dilimizde cevap vermişti. Ve devamla Çerkes olduklarını, hemen yakında dernekleri olduğunu belirterek bizi davet etti. Acelemiz vardı ve biz (onlardan aldığımız bilgi doğrultusunda) kabri aramak için Al Mustar’a gittik…

Yıllardır terkedilmiş Al Mustar Kabristanı…

Mezar taşlarındaki defin tarihlerini okuyarak 21 Eylül 1948 gününe ulaştık… Ve bulduk…” diyor Yusuf Ziya Arpacık.

Kabrin ve kendisine kabir yerini gösterenlerin fotoğraflarını da yayınlamış Arpacık. Keşke mezar taşının yakın plan bir çekimi filan olsa da ne yazdığını görebilseydik. Sadece üzerindeki tarihe bakılarak mı bu kanaate varıldı tam anlaşılmıyor kullanılan ifadeden.

Ama dilerim yanılmamıştır sayın Yusuf Ziya Arpacık.

Allah tüm ölmüşlerimize mağfiret eyleye.

Fotoğrafları çeken Yusuf Ziya Arpacık ortada uzun boylu. Arpacık, entarili kişinin Hakkı Arsalan ve kadın Hafetha Arsalan’ın kabristanı bulmasına yardımcı olan Ethem beyin ağabeyi Reşit beyin torunları olduğunu belirtiyor.

KAYNAKLAR:
[1] Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, Sebil Yayınları, İstanbul-1993,s:146-147
[2] Kadir Mısıroğlu, a.g.e, s:148
[3] Ekrem Buğra Ekinci, “Sonun Başlangıcı: Filistin-Suriye Bozgununun Hikâyesi”, 3 Aralık 2018, www.ekrembugraekinci.com
[4] Ekrem Buğra Ekinci, a.g.m.
[5] Ekrem Buğra Ekinci, a.g.m
[6] Ekrem Buğra Ekinci, a.g.m
[7] Padişaha arz edilmek üzere Padişahın Başyaveri Naci Beyefendiye çektiği 11-13 Ekim 1918 tarihli telgraf:
“Talat Paşa kabinesinin felç olmuş bir halde olduğunu, Tevfik Paşa hazretlerinin bir kabine oluşturmakta zorluklarla karşılaştığını haber alıyorum. Ordular muharebe gücünden yoksun ve zaten mevcut kuvvetler müdafaadan aciz bir hale getirilmiştir. Düşman her gün daha elverişli ve ezici şartlar kazanmaktadır. Müttefiklerle, olmadığı takdirde ayrı olarak ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an bile kalmamıştır. Aksi takdirde memleketin tamamen elden çıkması ve devletimizin telafi edilemez tehlikelere uğraması ihtimal dışı değildir. Muhterem Padişahımıza olan sadakat ve bağlılığım ve vatanın selametini sağlamak itibariyle arz ederim ki, Tevfik Paşa hazretleri hakikatten zorluklarla karşılaşmışlarsa, sadaretin derhal İzzet Paşa hazretlerine verilmesi ve onun da, esası Fethi, Tahsin, Rauf, Canbulat, Azmi, Şeyhülislam Hayri ve benden mürekkep bir kabine teşkil etmesi zaruridir. Adı geçen kişilerin oluşturacağı kabinenin vaziyete hâkim olabileceği düşüncesindeyim. Tevfik Paşhazretleri size isimlerini saydığım kişilere müracaat ettiği takdirde kolaylık sağlayabilir zannederim.” ATABE (Atatürk’ün Bütün Eserleri), Cilt 2, İstanbul 2003, Kaynak Yayınları, s. 232.
[8] Mustafa Armağan, Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı, Zaman, 27.11.2007
[9] Ekrem Buğra Ekinci, a.g.m
[10] Ekrem Buğra Ekinci, a.g.m
[11] M. Emin Erler, Kazım Karabekir-Mustafa Kemal İlişkileri ve Ayrılan Yollar, Tarih Medeniyet Dergisi,Haziran 1997, Sayı:39
[12] Çerkes Ethem, Anılarım, Berfin Yayınları, İstanbul-1993, s. 139
[13] Faruk Bildirici, Maskeli Leydi-Tekmili Birden-Tansu Çiller, Ankara-1998, s. 376
[14] Faruk Bildirici, Hürriyet-Pazar Gazetesi, 22 Haziran 1997
[15] Sebile Çetin-Uğur Sağlam, Hürriyet Gazetesi, 9 Kasım 2014
[16] Yeni Şafak, 04/05/2016,
[17] Güneş Gazetesi, 20 Temmuz 2015

]]>
https://cerkesfed.org/yazarlar/erol-karayel/ihanete-ugramis-bir-cerkes-ethem-bey-ve-ammandaki-kabristani/feed/ 0 16364