ÇERKES SOYKIRIM ve SÜRGÜNÜ 161. YIL DÖNÜMÜ’NDE İSTANBUL’DA ANILDI
Bu yıl İstanbul Kuzey Kafkas Sivil Toplum Kuruluşları Platformu’nca organize edilen Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün 161. Yıl Dönümü Anma Etkinliği kitlesel bir katılımla İstanbul Beyoğlu’nda gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında akademik bir panel ve ardından düzenlenen açık hava programı ile basın açıklaması yapıldı.
İlk olarak Kafkas Vakfı’nın koordinesinde Beyoğlu Belediyesi Bilim Kültür Merkezi’nde 18.30-20.00 saatleri arasında bir panel gerçekleştirildi. Panele 9 Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Serkan Keçeci ve Araştırmacı Mirac Albek Hızlıok konuşmacı olarak katıldı. Panelde, 1864 sürgünü tarihsel ve sosyolojik boyutlarıyla ele alındı, ardından izleyici soruları cevaplandırıldı.

Panelin tamamlanmasından sonra Bilim Kültür Merkezi önündeki meydanda bir açık hava programı icra edildi.
Sinevizyon gösterileri ve ağıtlarla başlayan programın sunuculuğunu İshak Akbay yaptı. İshak Akbay, duygularını da yansıttığı toplanma sebebine dair açıklamalarından sonra katılımcılara duyarlılıkları için teşekkür etti.

Bilahare sinevizyon eşliğinde sol eller kalp hizasına kaldırılarak Çerkes selamı eşliğinde 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşunun tamamlanmasından sonra İshak Akbay tarafından okunan Yasin-i Şerif’ten kısa bölüm ve Fatihalar soykırım ve sürgün sürecinde hayatını kaybedenlerin ruhlarına bağışlandı.

Peşi sıra İstanbul STK başkanlarının sahne önüne dizilerek verdikleri birlik görüntüsü eşliğinde İstanbul Kuzey Kafkas Sivil Toplum Kuruluşları Platformu adına hazırlanan basın açıklaması Nejan Nart tarafından okundu. Basın açıklamasının tam metni şöyle:

“DÜNYANIN TÜM DUYARLI İNSANLARINA!
Kafkasya, asırlardır coğrafi konumu sebebiyle nice istilalara direnmiş, halklarıysa daima kendi topraklarını savunmak zorunda kalmışlardır. İstilacıların hiçbiri bu topraklarda kalıcı olamamıştır. Ta ki 1547’de Rus Çarlığının oluşturulması ve Kafkasya ile sınırdaş olunmasına kadar. Rus yayılmacılığının bir sonucu olarak başlayan çatışmalar, bazen aralıklı ve son yüzyılında ise kesintisiz olmak üzere, 1864 yılına kadar, tam 269 yıl süreyle devam etmiştir. 269 yıllık bu süreçte, Kafkas halkları devletsiz ve ordusuz; sadece yürekleriyle, silahlarıyla, inançlarıyla direndi. Bitmek bilmeyen bu savaşlar sonucunda tükenen Doğu ve Orta Kafkasya 1859 yılında susturuldu.
– Doğu Kafkasya bu işgal sürecinde 1,2 milyon nüfusunu kaybetmiştir. Birçok köy boşalmış, sadece Çeçenler nüfuslarının neredeyse % 70’ini yitirmiştir.
– 18. yüzyılın ortalarında yaklaşık 300 bin kişiye ulaşan Kabardey nüfusu, 19. yüzyılın son çeyreğinde dokuz kat azalmıştır.
1864 yılının 21 Mayıs’ın da ise Batı Kafkasya bastırılmıştır. Ruslar bu tarihte, Kafkasya’nın işgalinin tamamlanmasını bir zafer günü olarak kutlamaktadır. İşte, onların zafer günü olarak kutladığı günü biz bugün 161. defa olmak üzere yas günü olarak anıyoruz. ***
Ruslar sadece toprak istemedi. Rostislav Fadeev’in yazdığı gibi “Devletin sadece Kuban ötesi topraklarına ihtiyacı vardı, insanlarına değil.” düşüncesiyle, Kuban yayı içi ve Abhazyayı içerecek şekilde Karadeniz sahil halklarını topraklarından sürdü.
– Netice olarak, Ruslar bölgeye ayak basmadan 4 milyona yakın olan Kuban bölgesi Adige nüfusu, soykırım ve sürgün sonrası 60 binlerin altına düştü.
– Batı Adigeleri, topraklarının ve nüfusunun % 90’ını kaybetti.
– Karadeniz sahilinde yaşayan 300 bin Şapsığ’dan sadece 1.000’i anavatanında kalabildi.
– Sağ kalabilen 100 bine yakın Wubıh’ın tamamı topraklarından çıkartıldı.
– Abazalar, 1877-78 harbine kadar süren vahşet ortamında, nüfuslarının % 70’inden fazlasını kaybetti. Bzıp Nehri’nin üst bölgesinde yaşayan Abazaların tamamı, Osmanlı topraklarına deport edildi.
– Diğer bölgelerdeki Kafkas halklarının bir kısmı da, uygulanan baskılar ve geçinecekleri toprakların ellerinden alınması sonucu, vatanlarından ayrılmak zorunda bırakıldı.
Elverişsiz gemilerle çıktıkları yollarda, Karadeniz atalarımızın pek çoğuna mezar olurken, sağ kalanlar bitkin ve hastalıklı bir halde Osmanlı sahillerine ulaştılar. Karadeniz kıyıları Çerkesya halkları için ulusal bir trajedinin mekânı oldu. Kafkas-Rus Savaşı Çerkesya halklarını tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı.
***

Gerek Rus subaylarının rapor ve anıları, gerekse Rus İmparatorluğu arşiv belgeleri bile tek başına Çerkeslere yapılanların, 1948 tarihli “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”nde belirtilen kriterleri tamamen taşıdığını göstermektedir. Bu nedenle Rusya yönetimi, Yeltsin’in 18 Mayıs 1994 tarihinde -yanına başka suç ortakları yakıştırarak da olsa- “Bu trajik sonuçlarda Rusya’nın ahlaki sorumluluğu olduğu”nu itiraf ettiği açıklamasını ilerletip, gerçekleri tüm açıklığıyla ortaya koymalı ve Kafkasya halklarından özür dileyip, tarihi mağduriyetleri gidereceği açıklamasıyla, sorumluluk üstlenmelidir.
Nedir bu sorumluluklar?
– Öncelikle; genelde Kafkasyalıların soykırımını, özelde ise Çerkes soykırımını ve sürgününü tanıdığını ilan etmelidir,
– Zatulin’in yasa önerileri gibi, gerek hukuki, gerek idari düzenlemelerle, dönüşün önüne koyulan engeller kaldırılarak, Kafkasya’nın kapıları sürülenlerin torunlarına sonuna kadar açılmalı, şartsız şekilde vatandaşlık almaları sağlanmalıdır.
– Aynı şekilde diasporadakilere de anavatanlarının vatandaşlığı ve pasaportu verilmelidir,
– Soykırım mağdurlarına tazminat ödenmeli ve anavatanlarında atalarından intikal eden mülklerinin iadesi yapılmalıdır,
– Çerkeslerin “Rus devletine gönüllü girişinin yıl dönümü gibi” tarihi tahrif eden propaganda programlarına tamamen son verilmelidir,
– Gizli veya açık tüm Ruslaştırma politikalarından vazgeçilmeli, dil, kültür ve kimliğe yönelik tehditler ortadan kaldırılmalıdır,
– Bu bağlamda tüm cumhuriyetlerde ilk ve orta öğretim sadece anadillerde gerçekleştirilmelidir,

SAYGIDEĞER KAMUOYU!
Bu talepler Rus düşmanlığı değildir. Hele ki geçmişin intikamını almaya çalışmak hiç değildir. Talebimiz, Rus yönetiminin varlığımızı sürdürme hakkımıza saygı göstermesi ve bu yolda önümüze koyulan engelleri kaldırmasıdır. Bu sorunların çözümü için siyasi iradeye ihtiyaç olduğunu biliyor ve Rusya yönetiminin bu iradeyi göstermesini bekliyoruz.
DÜNYANIN TÜM MEDENİ DEVLETLERİ!
Sizlerden Çerkes soykırımı ve sürgününü resmen kabul ederek, Rusya’nın da kabulü için baskı yapmanızı rica ediyoruz. Bu sadece Çerkeslerin değil, tüm insanlığın yararına bir taleptir. Çünkü yapılan kötülük, kötünün yanına kâr kalırsa tekrarlanır. Buna fırsat vermeyin ! *** 161. yıl dönümünde soykırım ve sürgüne uğrayarak hayatını kaybeden, tüm şehitlerimizi, vatan hasretiyle ölen sonraki nesillerimizi, saygı ve rahmetle anıyor; onların hak davasına dört elle sarılmaya devam edeceğimize, kutsallarımız ve şerefimiz üzerine ant içiyoruz.
YAŞASIN HALKIMIZ! YAŞASIN DİLİMİZ! YAŞASIN KÜLTÜRÜMÜZ!
YAŞASIN KİMLİĞİMİZ! YAŞASIN HAKLI MÜCADELEMİZ!”
Basın açıklamasının ardından katılımcılar “Woresow Tibze, Worepsov Tixabze”, “Bekle bizi vatan, bekle bizi Çerkesya”, “Özgür Çerkesya, Özgür Kafkasya”, “Adige wey wey” “Soykırım İnsanlık suçudur”, “Özgür Çerkesya, Özgür Kafkasya”… şeklinde sloganlar attılar.
Daha sonra Aminat Aktekin sinevizyon gösterileri eşliğinde sürgünü anlatan şiirsel bir metin ve ardından “İstanbulaqo” ağıtının Türkçesini seslendirdi.

“İstanbulaqo”nun Çerkesçesini ise akordeonist Cüneyt Özen eşliğinde İshak Akbay seslendirdi.

Daha sonra kürsüye gelen Çerkes Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri Yılmaz Dönmez, Çerkes Soykırım ve sürgününü anlatan, toplumun umut ve direncini vurgulayan Çerkesçe bir konuşma yaptı.

Programın devamında davet üzere kürsüye gelen Çoğulcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Faruk Arslandok soykırımın mahiyeti, metodu ve Çerkes halkına getirdiği getirdiği yıkımı konu alan bir konuşma yaptı. Arslandok’un konuşmasının tam metni şöyle:
“Değerli basın mensupları, saygıdeğer kamuoyu;
Bugün 21 Mayıs 1864 Büyük Çerkes Soykırımı ve Sürgününün 161. yıl dönümü
Yaklaşık 300 yıl süren ve son 101 yılı çok acımasız bir soykırıma dönüşen Rusya’nın Kafkasya’yı işgal süreci, yaratmış olduğu insani ve ahlaki düzeyi yüksek kültürüyle, tarih boyunca barış içinde, özgür yaşamak isteyen Çerkes halkına ve Kafkasya halklarına büyük bir yıkım getirmiştir.
Bu süreçte sivil halkın barınma ve beslenme olanaklarını ortadan kaldıracak en acımasız yöntemler kullanılmış, bölgeyi insansızlaştırmaya yönelik etnik temizlik hedefiyle hareket edilmiştir.
Bu soykırım ve sürgünün faili Rus Çarlığı yöneticilerini, general ve askerlerini lanetliyoruz.
Hayatını kaybeden masum insanlarımızı rahmet ve derin bir üzüntüyle anıyoruz.
Bu soykırım ve sürgünle;
– Çerkes halkı anayurdunun bağımsızlığını ve özgürlüğünü kaybetmiş, yetişmiş insan gücünün büyük bir kısmı ortadan kaldırılmış ve toplumsal gücü büyük ölçüde zayıflatılmıştır.
– Soykırımdan sağ kurtulan nüfusun yüzde doksana yakını insanlık dışı koşullarda ana yurdundan koparılarak sürgün edilmiş, sürgün edilen nüfusun büyük bir kısmı uygun olmayan yol, iklim, barınma, beslenme koşulları ve salgın hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
– Nüfusunun neredeyse yüzde doksana yakını diasporada yaşayan Çerkes halkı tarihi ana yurdunda azınlık durumuna düşürülmüştür.
– Çerkes halkının tarihi ana vatanı coğrafi ve idari bakımdan parçalanmış, ana yurdunda idari bir bütünlük oluşturamayacak duruma düşürülmüştür.
– Çerkes halkının uluslaşma sürecine büyük bir darbe vurulmuş, tarih ve kimlik bilinci önemli ölçüde aşındırılmış ve deforme edilmiştir.

– Çerkes halkı hem ana yurdunda, hem de sürülmüş olduğu diasporada ciddi bir asimilasyon problemi ve varlığını sürdürememe riski ile karşı karşıyadır.
– Son yirmi beş yıldır Rusya Federasyonu’nda hakim olan yönetim anlayışı, yürürlüğe konulan yasalar, anayasada yapılan değişiklikler soykırım ve sürgünün Çerkes halkının varlığı ve geleceği üzerinde yarattığı tahribatı daha da derinleştirmektedir.
– Çerkesler; diasporada, Çerkes nüfusunun en büyük bölümünün yaşadığı ülkemizde, geçmişe göre göreceli bir gelişme olsa da yeterince çoğulcu, katılımcı ve geliştirici bir demokrasi anlayışı hakim olmadığı için asimilasyona karşı etkili bir varlık ortaya koyamamaktadır.
Çerkes halkı bu soykırımı, soykırımın geçmişinde ve geleceği üzerinde yarattığı tahribatı unutmamalıdır, unutturmamalıdır. Bu konudaki bilinçlenme her yıl artarak devam etmelidir.
21 Mayıs anmaları, soykırım ve sürgünün geçmişimizde yarattığı tahribatı unutturmadığı gibi geleceğimizi daha güçlü bir şekilde yeniden kurmamıza zemin teşkil etmelidir.

Geçmişimizi hatırlamak, geleceğimizi yeniden güçlü bir şekilde inşa etmemiz için yaratacağı bilinç oranında daha değeli hale gelecektir.
Çerkes halkının varlığını koruyup geliştirerek geleceğe taşımasının önündeki en büyük engel Rusya Federasyonu’ndaki devlet ve yönetim anlayışıdır.
Soykırım ve sürgünün Çerkes halkının geleceği üzerinde yarattığı tahribat güncelliğini ve sıcaklığını yakıcı bir şekilde koruyor.
Bundan sonraki çabamız; elbette geçmişi unutmadan, bu tahribatın önlenmesi ve geleceğin yeniden güçlü bir şekilde inşası yönünde olmalıdır.
Soykırımın fiili sorumlusu Rus Çarlığının tarihi, siyasi ve hukuki varisi olan Rusya Federasyonu bu soykırımı tanımalı, Çerkes halkının geçmişi ve geleceği üzerinde yarattığı tahribatı gidermek için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.
Burada bir soykırım anması yaparken Gazze’de bütün dünyanın gözü önünde yaşanan, insanlık tarihinin en acımasız soykırımlarından birini anmadan geçmemeliyiz. Gazze soykırımına dikkatli bir şekilde bakılırsa Çerkes Soykırımı ile büyük bir benzerlik olduğu görülecektir. Soykırım mağdurlarının çocukları soykırıma uğrayanların acılarına duyarsız kalmamalıdır.
Konuşmama son verirken soykırımlarda hayatını kaybeden bütün masum insanları derin bir üzüntüyle anıyorum.
Kahrolsun Soykırımcılar
Yaşasın Çerkes Halkı
Yaşasın Çerkes Halkının Özgürlük Mücadelesi
Yırepsow Di Ĺeṕkır
Yırepsow Di ĺeṕkım Yı Xutınığa Ĺeĵığar”
Arslandok’un ardından alanda bulunan CHP İl Eğitim Sekreteri Ali Ekber Cömert bir konuşma gerçekleştirdi. Cömert, bu elim süreçte hay

atını kaybedenleri saygıyla andığını belirterek başladığı konuşmasında, Türkiye’deki Çerkeslerin durumuna değinerek, kimliklerini korumaları için gereken tüm yasal ve idari düzenlemelerin yapılmasının gerekli olduğunu değerlendirdi. Cömert takınılacak sahiplenici tavrın ülke barışına hizmet edeceğini belirtti.
Programın son kısmında açılan dev Çerkesya bayrağı Karadenizin dalgalarını anımsatacak şekilde dalgalandırılırken, Yılmaz Dönmez de atılan sloganlar eşliğinde toplumun acısını ve umutlarını yansıtan şiirsel bir konuşma yaptı.
Program katılımcıların attığı seri sloganlar sonrasında erdi.








































Geleceği doğru kurmak istiyorsanız geçmişi doğru okumanız gerekir. Mesela şu sorulara doğru cevaplar bulunmalıdır: Tarih boyunca insanlığın kurduğu bu günkü medeniyete ne kattık? Bir mimari eser mi kattık? Adı anılan bir bilgin, bir yazar, bir kitap mı kattık? Tarihi bir medresemiz mi var? Bizi yönetenler millet için mi çalıştılar yoksa kendi derebeyliklerini sürdürmek için mi? Okulumuz mu oldu? Bize okuma yazma mı öğrettiler? Evrensel değerleri mi benimsedik? İnsanların dokunulmaz haklarına saygılı mı olduk, yoksa zayıfları ezip adımız “memlük” yani köle oluncaya kadar kölecilik mi yaptık? Vs.